İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Batı hayranı sığ ve dıştan kopyacı politikacıların elinde kalmış ve bütün bunların neticesi olarak ruh kamaşmış, akıl büzüşmüş, irâde porsumuş ve umumî felç yerleşmiş. Bu bir hastalık levhasıdır ve hem de Rus Çarından gelmek üzere teşhisi gecikmiyecektir:
HASTA ADAM...
Ve onun başı altından çıkan Şark Meselesi...
İşte bu tablonun tam teşekkül yıllarında Abdülhamîd, henüz bulûğuna doğru yol alan bir çocuktur. Babasından sonraki iki bîçâre hükümdar zamanında ve kendi otuzüç senelik saltanat devresinde hep aynı tablonun ileriye ileriye giden seyrine şahit olacak, fakat bu tablonun neticesini otuz yıl geciktirmek gibi kurtarıcı bir hârika göstermişken sahte inkılâpçılar tarafından bir batılcı olarak mimlenecektir.
Baktığı yeri oyan bu gözler, onun otuzüç yıla varan hükümdarlığının her sahnesinde karşınıza çıkacaktır. Hiç bir şikâyet ve gözyaşı edası
göstermediği halde bu çocukluk çığırlarını aşmış ve onları tüketmiş, kurutmuş gibi bir hâli var... Az konuşuyor, yalnızlığı seviyor, kendi
kendisine yeter gibi duruyor, kız ve erkek, öbür çocuk Sultanlardan apayrı bir ruh ve seciyye tablosu çiziyor. Çocuk Abdülhamîd'e bakan en
küçük bir insaf ve hakikat gözü anlar ki, onda büyük ve istiklâlli bir şahsiyet yuvalanmakta...