Patolojik bir hezeyan mı yaşadığım, derin varoluşsal bir gerçeklik mi? Şizofren miyim, geleneksel kültürün meczup diye nitelendiği hak aşığı bir kişi miyim? Deli miyim ben, hakikati mi görüyorum? 
Onlarca parçaya ayrılmış benliğimin ayrı ayrı realiteleri, beni gözetleyen onlarca gözün-vicdan parçacıklarının-baskısı, o korkunç göz altının etki alanı içinde ne konuşmak ne düşünmek ne soluk almak mümkün oluyordu.
Orada, en uçta, bilen, gören, yargılayan Bir’i var. Ona güvenerek yaşamayı deneyebilirim. 
Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin.