Annenizin şiir, edebiyat veya güzel sanatlara merakı var mıydı?
Annem çok zekiydi. Harf devrimi olunca Türkçeyi kendi kendine çok
çabuk öğrenmiş, gazete okur hale gelmişti. Bunu nasıl başardığını
sorduğumda: ‘Okulda Fransızca görmüştük. Latin harflerini oradan
biliyordum’ demişti. Babasından edebiyat kabiliyetini almıştı. Çünkü
dedemin şiir defterleri vardı. Hatırımda kalan bir manzumesi şöyledir:
Açılsa kalbim nur ile dolsa
Gam kasavet hep unutulsa
Belki o zaman olurum insan
Tarik-i Hak’ta bulurum reh-nüman
Mürşit ararsan ey Süleyman
İşte Sünnet-i Nebi işte Kur’an
Annemin Osmanlıca yazısı çok güzeldi. Okuldaki Fransızca derslerinden
Latin harflerine aşinaydı ve “Yeni Türkçe’yi kendi kendime gazeteden
söktüm” demişti. Annem baba tarafından edebiyat sevgisini aldığından, çok
güzel mektuplar yazardı. Akrabalar arasında annemin mektuplarını özenle
saklayanlar vardı. Anne tarafından da güzel sanatlar istidadı almıştı. Güzel
örnekler, modeller tasarlar, hiçbir yerde görmeden, orijinal işleme motifler,
modeller, biçimler çizer, yaz tatilinde hemen bir patiska alır, güzel güzel
model çıkarır, bize de işletirdi. Bu işleri öğrenmemiz annem sayesinde oldu.
Mübarek gecelerde de bizi etrafına alır, ezber yaptırırdı. Namaz surelerini,
dualarını ezberletirdi.
Mütevazıydı, kendi yaptıklarıyla övünmez, kimsenin kusurunu yüzüne
vurmaz, herkese dostça, müşfik ve sempatiyle bakardı. Onun için tanıdıklar
arasında da müstesna mevkii vardı. Derdi olanlar annemle dertleşir sırlarını
annemle paylaşırlar, annem dedikodudan son derece kaçınır, kendisiyle
dertleşenlerin sırlarını saklar, herkesin gönlünü alır, memnun ederdi. Halam
Hafız Zehra Hanım da annemi çok severdi. Seneler geçtiği halde hâlâ
sevgiyle anneme gelinim diye hitap ederdi; sanki babamın kardeşi değil de
annemin ablası gibiydi.