Ama beni öyle kötü dövdü ki, Portuga; öyle kötü
dövdü ki. Önemi yok artık."
Uzun uzun burnumu çektim.
"Onemi yok, onu öldüreceğim!"
"Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?"
"Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Oldürmek,
Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak de-
ğil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeye-
rek... Ve bir gün büsbütün ölecek."
"Bir zamanlar, Eski Dünya günlerinde birbirine çok aşık
iki güvercin varmış. O günlerde böyle hayvanlar büyük mesafelerde
mesajlar taşımalar için eğitirlermiş. Bu ikisi aynı kafeste doğmus,
aynı adam tarafından büyütülmüş ve bir savaşın eşiğinde, iki farklı
adama aynı günde satılmışlar.
"Güvercinler birbirlerinden ayrılınca çok üzülmüşler çünkü
ikisi de kendisini yarım hissediyormuş. Sahipleri onları çok uzaklara
götürmüş ve güvercinler bir daha birbirlerini bulamayacaklarından
korkmuşlar çünkü dünyanın ne kadar büyük ve ne kadar korkunç
bir yer olduğunu anlamaya başlamışlar. Aylar boyunca sahipleri için
mesajlar taşımış, savaş alanlarının üzerinden uçmuş, birbirlerini öl-
düren adamların üzerinden geçmişler. Savaş sona erdiğinde sahipleri
güvercinleri serbest bırakmış. Ancak ikisi de nereye gideceğini, ne
yapacağını bilemediği için evlerine dönmüşler. Ve orada birbirlerini
tekrar bulmuşlar çünkü evlerine geri dönmek ve geçmiş yerine
geleceklerini bulmak en başından beri yazgılanıymış."