Murat S.

Murat S.
@Shu_muratt
Sosyal Hizmet Uzmanı
Lisans
Adalet Bakanlığı
53 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Gerçekten ciddi tek bir felsefe sorunu vardır: İntihar.
Puan vermedi·160 syf.··
2026 1. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 17:30
Sisifos Söyleni ile tanıştığım an, bu cümle zihnime bir çivi gibi çakıldı. Albert Camus, kitabın daha ilk satırlarında okuru konfor alanından çıkarıp hayatın en sert, en çıplak sorusuyla yüzleştiriyor: Yaşamaya değer mi? Bu kitap bir roman değil. Bir hikâye de değil. Bu, insanın varoluşuna tutulmuş sert bir projektör. Camus, “absürd” kavramı üzerinden insanın anlam arayışıyla dünyanın anlamsızlığı arasındaki çatışmayı anlatıyor. Ve işin en çarpıcı yanı şu: Bu çatışmanın bir çözümü yok. Ama bir cevabı var. Camus’ye göre insan, anlam arayan bir varlıktır. Ancak evren bu arayışa sessiz kalır. İşte bu noktada “absürd” doğar. Ne tamamen umutsuzluk ne de bir kaçış… Daha çok farkındalık. Daha çok yüzleşme. Kitap boyunca Sisifos miti üzerinden bu düşünceyi derinleştiriyor. Tanrılar tarafından sonsuza kadar bir kayayı dağın tepesine yuvarlamaya mahkûm edilen Sisifos… Kaya her seferinde geri düşer. Ve Sisifos tekrar başlar. İşte tam burada Camus’nün o meşhur cümlesi geliyor: “İnsanın Sisifos’u mutlu olarak tasavvur etmesi gerekir.” Bu cümle ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor. Ama aslında kitabın özeti burada saklı. Sisifos’un trajedisi, onun bilincidir. Ama aynı bilinç, onun özgürlüğüdür de. Çünkü o artık kaderinin farkındadır. Ve buna rağmen devam eder. Camus’nün sunduğu çözüm ne intihardır ne de kör bir umut. O, “başkaldırı”yı önerir. Yani insanın, hayatın anlamsızlığına rağmen yaşamaya devam etmesi… Hem de tüm bilinciyle. “Absürd insan, yaşamı çoğaltır, umudu değil.” Bu kitap bana şunu düşündürdü: Belki de hayatın anlamı, bir anlamı olmamasında saklıdır. Belki de mesele, o kayayı zirveye ulaştırmak değil; o yolu yürümeye devam etmektir. Camus’nün dili yer yer yoğun, yer yer sert ama kesinlikle sarsıcı. Özellikle Søren Kierkegaard, Friedrich Nietzsche ve Franz
Edebiyat
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Palyatif Toplum: Acının İzinde Modern Dünyayı Sorgulamak
Puan vermedi·80 syf.··
2025 9. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2025 11:46
Byung-Chul Han’ın Palyatif Toplum: Günümüzde Acı kitabı, modern dünyanın ruhunu öyle bir yakalıyor ki, okurken hem kendinizi hem de etrafınızdaki toplumu yeniden sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu kitap, sadece 80 sayfada, insanın acıyla ilişkisini, modern toplumun bu ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü ve bu dönüşümün bizi nasıl bir “aynılığın cehennemine” sürüklediğini öyle yoğun, öyle damıtılmış bir şekilde anlatıyor ki, her cümlesi bir tokat gibi çarpıyor. Felsefe, sosyoloji ve psikolojiyi harmanlayan bu eseri okurken, kendi hayatımdan, sosyal medyadan, politikadan ve hatta sanattan izler buldum; bazen rahatsız oldum, bazen hak verdim, ama en çok düşündüm. İşte bu yüzden, bu incelemeyi sizlerle paylaşmak için kaleme alıyorum; çünkü bu kitap, hepimizin üzerine konuşması gereken bir ayna tutuyor. Han, kitabında modern toplumun “algofobi” yani acı korkusuyla şekillendiğini savunuyor. Günümüzde her şeyin pürüzsüz, konforlu ve acısız olması gerektiği bir illüzyonla yaşadığımızı söylüyor. İlk sayfadan itibaren bu fikirle sarsılıyorsunuz: “Günümüzde her yerde bir algofobi, genel bir acı korkusu hâkim. Acı toleransı da hızla düşmekte.” Bu cümle, sanki modern dünyanın manifestosu gibi. Sosyal medyada sürekli mutlu anlar paylaşma baskısı, her an “iyi” hissetme zorunluluğu, hatta en ufak bir rahatsızlığı bile ağrı kesicilerle ya da antidepresanlarla bastırma çabası… Hepsi bu algofobinin birer yansıması. Han’a göre, bu kaçış, bizi hakikatten ve kendimizden uzaklaştırıyor. Okurken kendime sordum: Gerçekten ne kadar özgürüm, yoksa bu “mutlu ol” emri altında bir köle miyim? Kitabın en çarpıcı noktalarından biri, Han’ın acının sadece bireysel değil, toplumsal ve politik boyutlarını da ele alması. “Palyatif toplum hakikati olmayan bir toplumdur, aynının cehennemidir.” (s. 41) Bu alıntı,
Edebiyat
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,365 okunma
Bir Feminist Ütopyanın Derinliklerinde
Puan vermedi·200 syf.··
2025 8. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 16:52
Merhaba sevgili kitap dostları! Bugün sizlerle, okuduğumda hem zihnimi hem de yüreğimi allak bullak eden bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Charlotte Perkins Gilman’ın Kadınlar Ülkesi (Herland). Bu kitap, 1915’te yazılmış olmasına rağmen, o kadar zamansız, o kadar ufuk açıcı ki, sanki bugün yazılmış gibi hissettiriyor. Feminist bir ütopya olarak tanımlansa da, bence bu eser sadece bir ütopya değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri, insan doğası ve medeniyet üzerine derin bir sorgulama. Hadi gelin, bu muhteşem kitabı birlikte keşfedelim, çünkü paylaşacak o kadar çok şey var ki! Hikâyenin Büyüsü: Erkeksiz Bir Dünya Mümkün mü? Kadınlar Ülkesi, üç erkek maceracının (Vandyck, Terry ve Jeff) tesadüfen keşfettikleri, sadece kadınlardan oluşan bir toplumu anlatıyor. Bu toplum, Herland, binlerce yıldır erkeklerden tamamen izole bir şekilde varlığını sürdürüyor. Kitap, bu üç erkeğin gözünden, Herland’in sırlarını, kültürünü ve yaşam biçimini keşfetme sürecini aktarıyor. Ama sakın bu bir “macera romanı” olacak sanmayın! Evet, hikâye bir keşif yolculuğuyla başlıyor, ama asıl mesele, bu yolculuğun bize insanlık, toplumsal düzen ve cinsiyet rolleri hakkında neler öğrettiği. Hikâyenin anlatıcısı Vandyck (kısaca Van), bir sosyolog. Onun meraklı, analitik ama bir o kadar da önyargılı bakış açısı, okuru Herland’in dünyasına yavaş yavaş sokuyor. Terry, tipik bir “maço” erkek; kadınları “dişi” olarak gören, biraz kibirli, biraz da şovenist bir karakter. Jeff ise daha romantik, kadınları idealize eden bir tip. Bu üç farklı erkek karakter, Herland’in mükemmel düzenine çarptığında, ortaya hem komik hem de düşündürücü bir kültür çatışması çıkıyor. Herland, sadece kadınların yaşadığı bir ülke. Ama burası, bizim bildiğimiz dünyadan o kadar farklı ki! Kadınlar, partenogenez (erkeksiz
Edebiyat
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İş Bankası Kültür Yayınları · 202119,8bin okunma
Fareler ve İnsanlar: Dostluk, Hayal ve Trajedi Üzerine
Puan vermedi·112 syf.··
2025 7. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2025 01:38
John Steinbeck’in 1937 yılında yayımlanan “Fareler ve İnsanlar” adlı romanı, Amerikan edebiyatının en önemli klasiklerinden biridir. Hem bir novella hem de tiyatro oyunu formatında yazılmış bu eser, insan doğasının karmaşıklığını, dostluğun gücünü ve Amerikan Rüyası’nın kırılganlığını çarpıcı bir şekilde ele alır. Steinbeck’in sade ama derin anlatımı, okuyucuyu 1930’ların Büyük Buhran dönemi Amerika’sına götürür ve toplumsal adaletsizlik, yalnızlık ve hayallerin peşinde koşmanın bedeli gibi evrensel temaları işler. Bu incelemede, romanın özetini, karakterlerini, temalarını, dil ve üslup özelliklerini, tarihsel bağlamını ve edebiyat dünyasındaki etkisini ayrıntılı bir şekilde ele alacağım. Romanın Özeti “Fareler ve İnsanlar”, iki gezgin işçi olan George Milton ve Lennie Small’un hikayesini anlatır. George, zeki, pratik düşünen ama hayatın zorluklarına göğüs germek zorunda olan bir adamdır. Lennie ise fiziksel olarak güçlü, ancak zihinsel engeli olan, çocuksu bir ruha sahip bir karakterdir. İkisi, 1930’ların Kaliforniya’sında, Büyük Buhran’ın ekonomik yıkımı altında, geçici tarım işçisi olarak çalışır. Hayalleri, bir gün kendi küçük çiftliklerini satın alıp özgürce yaşamaktır; bu hayal, Lennie’nin “tavşanları besleme” arzusuyla sembolize edilir. Hikaye, George ve Lennie’nin yeni bir çiftlikte işe başlamasıyla ilerler. Çiftlikte karşılaştıkları diğer karakterler – patronun kavgacı oğlu Curley, Curley’nin flörtöz karısı, yaşlı ve sakat işçi Candy, yalnız ve dışlanmış siyahi işçi Crooks ve diğer işçiler – dönemin toplumsal hiyerarşisini ve bireysel mücadelelerini yansıtır. Ancak Lennie’nin kontrol edilemeyen gücü ve masum ama tehlikeli davranışları, trajik bir sona yol açar. George, Lennie’yi korumak için zor bir karar almak zorunda kalır ve bu karar, romanın yürek burkan
Düşünce
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,9bin okunma
Algernon’a Çiçekler – Bir İnsanlık Hikayesi
Puan vermedi·325 syf.··
2025 5. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2025 01:31
Bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra bir süre boşluğa düşersin. Sadece hikâyenin etkisinde kalmazsın, aynı zamanda kendinle, hayatla, insanlıkla ilgili bambaşka sorular sormaya başlarsın. İşte Daniel Keyes’in “Algernon’a Çiçekler” romanı, bende tam olarak böyle bir etki bıraktı. Kitabı bitirdiğimde içimde tarif edemediğim bir hüzün vardı. Bir yanım Charlie’ye üzülürken, bir yanım onun yaşadığı deneyimi düşündükçe insanlık üzerine kafa yordu. Zekâ, mutluluk, yalnızlık, insanın değer görme isteği, sevgi, kabul edilme… Hepsi bu kitapta, hem de öyle derin işlenmiş ki, sanki ben de Charlie’nin zihninde onunla birlikte yolculuğa çıkmışım gibi hissettim. Bu kitabı okurken, bir insanın sadece zekâsının değil, ruhunun da nasıl değişebileceğine tanıklık ediyorsunuz. Ama en acısı, Charlie’nin zekâsı arttıkça mutluluğunun azalması, yalnızlığının artması. Kitap ilerledikçe şu soruyu daha çok sordum: Gerçekten bilmemek mutluluk mudur? Zekâ arttıkça, insan yalnızlaşır mı? Charlie Gordon’un Hikayesi Charlie, zihinsel engelli bir adam. Ancak diğer insanlardan farkı, kendi durumunun farkında olması ve değişmek istemesi. Herkes gibi olmak istiyor, okuyup yazabilmek, konuştuğu zaman insanlar onunla dalga geçmesin istiyor. İşte bu noktada hayatı bir bilimsel deneyle değişiyor. Bilim insanları, bir laboratuvar faresi olan Algernon üzerinde uyguladıkları deneyin aynısını Charlie’ye yapmaya karar veriyorlar. Bu deney, onun zekâsını kat kat artıracak. Algernon’da başarılı olan bu yöntem, şimdi bir insanda test edilecek. Charlie gönüllü oluyor çünkü daha iyi bir hayat istiyor. Ancak o an farkında olmadığı şey şu: Değişen sadece zekâsı olmayacak, aynı zamanda dünyayı algılama şekli, insanlara bakışı, mutluluk anlayışı ve hatta kendine olan sevgisi de değişecek. Kitabın En Çarpıcı Yanı:
Edebiyat
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma