Dünyanın nasıl işlediğini ezberden öğrenemez miydi insan? Hiçbir kılavuz, hiçbir sığınak yok muydu, her şey bir mucize, bir kulenin tepesinden boşluğa atlamak mıydı?
Hayatın anlamı ne? Bu kadarcıktı-basit bir soru; yıllar geçtikçe insanı daha sıkı kuşatmaya başlayan bir soru. Büyük vahiy hiç gelmemişti. Belki de hiç büyük vahiy gelmiyordu. Onun yerine gündelik mucizeler, aydınlanmalar, karanlıkta çakılan beklenmedik kibrit ışıkları vardı.
Şu anda kendisine bedeni ile dokunan bu kadının kalbinin ve zihninin odalarında, tıpkı kral mezarlarındaki gibi, üzerinde okumayı bilse insana her şeyi öğretebilecek ama asla gün ışığına çıkmayacak, kimsenin göremeyeceği kutsal yazılar yazılı tabletlerin durduğunu hayal etti. Hangi aşk veya kurnazlık sanatı bu gizli odaları itip açabilirdi? Kavanozdaki su gibi insanı hayran olduğu nesneyle ayrılmaz bir biçimde birleştiren nasıl bir araç olabilirdi?
... gece gündüze dönerken ve beyaz ışıklar perdeleri aralarken, hatta ara sıra bahçeden bir kuş ötüşü duyulurken, son bir gayretle cesaretini toplamış ve kendisinin bu evrensel yasadan muaf tutulmasını rica etmişti, yavardı; o, yalnızlığı seviyordu; kendisi olmayı seviyordu; o, böyle bir şey için yaratılmamıştı...