Küskünüm Yağmura
küskünüm yağmura
emellerimi camda
hayallerimi pencerenin pervazında bıraktı
damlası
damlıyor avuçlarıma şehrin melankolik ışıklarının
kapı ardında
yanık insan eti koklayan çocuklar
çığlık çığlığa
yağlı isi
o çocuklar sürecek zamanın kirpiklerine
Sunay'ın kumbarası bu kez öfke şerbeti taşıyor
oluk oluk
mankurt halayına
ritim tutturuyor
parlayan kıvılcımlar
göz yaşlarının kahkahasıydı
susturan
üç telli curayı
çimenin köküne
kibrit suyu
küskünüm yağmura
can çekişen akarsu
hasret iken tek damlasına
Ben Mardin’im Mezopotamya’nın orta yerinde
Şahadet parmağı misali yükselirim göğe
Ezan sesi çana selam durur çan ezana
Güvercinler kâh kiliseye kâh cami avlusuna
Melek Tavus raks eder Müslüman’a Hıristiyan’a
Siyah ile yeşil cübbe yan yana
Ezidi güneşine karşı Mecusi ateşi yanar
Minaremde üç din yaşar
Haç ile hilal aynı örste tava gelir
Dil yerine gözler konuşur
Önümde içilmeyi bekleyen zaman
Mırra tadında her an
Posası çıkmış yıllar bana baston
Yol geçiririm içimden
Tek bağlantım tek engelim
Ben gecenin gerdanında Mardin’im