Sürekli uyarılmaya yönelik gayr-ı iradî istek (ihtiyaç sanrısı), kişinin kimliğinde istikrarsızlık yaratır, niş olduğu düşünülen uyaranlara yönelik arzuları, ve mezkur arzuların doyumuyla kazanılabileceğini varsaydığı kimlikleri katlayarak çoğaltır, elbette tüm bunlar daha sonra silahlandırılır, politik bir içeriğe büründürülür. Disiplin öğreten bir eğitim usulüyle ve elbette toplumsal ve ahlakî sınırlar tarafından dizginlenmeyen veya yetersiz ölçüde dizginlenen modern teknoloji, içinde kolayca kaybolunabilecek bir dizi olasılık sunduğu için bağımlılığa yol verir.
Ne diyordu Marşal MakLuhan, bin dokuz yüz altmış dörtte, Türkçeye çevrilmemiş ‘Medyayı Anlamak’ta? “Televizyon, okuryazar yeknesaklığı ve yinelenebilirlik ile oldukça çelişen birçok tercihi teşvik eder”. Okuryazar yeknesaklığı? Yinelenebilirlik? Okuryazar yeknesaklığına, modern ve modern sonrası çağda ulus olmanın ‘kültürel kanun’u (canon, ilke), yinelenebilirliğe ise ‘belirli bir anın paylaşılan simgesel lisanı’ (dili) diyebilirim. MakLuhan, TV’nin teşviğini açıklarken: “(TV) Amerikalıları, tarihlerinden çıkıp gelen nesnelerdeki her türlü döküntünün ve kurnazca tasarlanmış ilgiçekerliğin peşinde maceralara sürükledi. Pekçok Amerikalı, artık, yeni olduğu öne sürülen bir şarabın ya da yemeğin tadına bakabilmek için hiçbir acıdan ya da masraftan kaçınmayacaktır. Böylelikle, yeknesak ve yinelenebilir olan, artık yerini, 'standartlaşmış ekonomimiz'in giderek daha fazla umutsuzluğu ve kafa karışıklığı haline gelen 'benzersiz çarpıklığa' bırakmalıdır”.
Ne diyordu Bodrilard, bin dokuz yüz seksen birde, Simulakrlar'da?
"Artık televizyon izlemiyorsunuz, televizyon sizi izliyor".
MakLuhan, dünya çapında ağı, tasarlanışından yaklaşık otuz yıl önce tahmin edebilmişti. Hem onun, hem de Bodrilard'ın