Sibel

Yürüyüşü Abartıp Akıl Sağlığını Tehlikeye Atmadan Önce Okunmalı!
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 12:06
Tam yazın başlangıcında, kendi kişisel yürüyüş rotalarımı ve tempomu artırdığım bir döneme denk gelmesiyle beni ziyadesiyle mest eden, tam bir "doğru zamanda doğru kitap" tecrübesi oldu Yürümenin Felsefesi. Kitapta Frédéric Gros, yürümek gibi son derece yalın bir eylemi hem kendi kişisel bakış açısı ve deneyimleriyle harmanlamış hem de araya çeşni niyetine edebiyat ve düşünce tarihinin dev isimlerini serpiştirmiş. Nietzsche'nin çetin patikalardaki yaratıcı adımları, Rousseau'nun yalnız yürüyüşlerindeki özgürlük arayışı ve Kant'ın o meşhur, saat gibi dakik Königsberg yürüyüşleri arasındaki anlam ve pratik farklılıkları... Yazar sadece filozoflarla da sınırlı kalmıyor; Kiniklerin dünyayı mülksüzleştirerek yürüyüşünden, hacıların adımlarına, hatta Gandhi’nin yürüyerek salt tuz üzerinden bir toplumu sömürgecilerin elinden nasıl kurtardığına kadar konuyu çok katmanlı bir perspektifden ele almış. Kitabın benim için en güzel yanlarından biri de tam bir kaynak kitap işlevi görmesi oldu. Okuma esnasında altını çizdiğim, not aldığım isimler sayesinde şimdiden kendime yepyeni bir okuma haritası çıkardım; bana bu anlamda yeni ufuklar katacağı kesin. Tabii kitaptan kendime çıkardığım en muzip ama kulak arkası edilmeyecek ders de şu oldu: Yürümeyi de çok abartmamak gerek, yoksa mazallah akıl sağlığına mal olabilir! (Nietzsche ve Rimbaud çizgisine dikkat...) Eğer halihazırda düzenli yürüyor ve adımlarınıza zihinsel bir eşlikçi arıyorsanız, bu konuya teorik olarak ilgi duyuyorsanız ya da en temelde bedenin hareketleri ile edebiyat/felsefe arasındaki o büyüleyici ilişkiyi merak ediyorsanız, kitaplığınıza mutlaka ekleyin diyeceğim nefis bir eser. Kesinlikle tavsiyedir.
Edebiyat
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Birbirine teğelli öyküler
8/10
·90 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Sevim Burak alışılmış biçimde yazan bir yazar değil. Onu anlayabilmek için biraz sabır gerekiyor. Diline ve ritmine alıştıktan sonra ise okuruna gerçekten farklı bir okuma deneyimi sunuyor. Noktalama işaretlerinin, klasik cümle yapılarının ya da düz bir olay örgüsünün peşindeyseniz ilk başta zorlayıcı gelebilir. Ama metinlerinin dünyasına girdikçe parçalı yapısının ve dilindeki kırılmaların bilinçli olduğunu hissediyorsunuz. Yaşamının bir bölümünde moda tasarımı ile uğraştığını okumuştum. İşte öyküleri de kumaşları kesip biçip birbirlerine teğellemek gibi. Çok uğraşılmış, üzerine çok düşünülmüş öyküler. Dolayısı ile okuyucusundan da emek bekliyor. Öykü severlerin mutlaka tanışması gereken yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ama klasik anlamda “hikâye anlatan” bir yazar beklemeyin.
Edebiyat
Yanık SaraylarSevim Burak · Yapı Kredi Yayınları · 20181,013 okunma
Cihat Burak: Gerçekle Düş Arasında
9/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Cihat Burak çok geç keşfettiğim bir yazar oldu maalesef. Kitapta 1940-1970ler arası yazılmış 18 öyküsünü okuyoruz yazarın. Öykülerin tamamı; geçmişe özlem, bireyin varoluş sancıları, kadınların toplumdaki yeri, siyasi hiciv, insanın doğaya verdiği zarar (yer yer anti-hümanist ya da post-hümanist bir bakış da denebilir), doğum–yaşam–ölüm gibi ortak temalar etrafında şekillense de, her öyküde bambaşka bir anlatım tarzı kullanılmış. Gotik, sürrealist, tarihsel, bilimsel, masalsı ve fantastik ögeler bir araya geliyor. Anlatı yer yer okuyucunun gözünde bir tablo gibi canlanıyor. Bunda elbette Cihat Burak’ın aynı zamanda çok iyi bir ressam olmasının ve uzun yıllar mimarlık yapmasının da büyük etkisi var diye düşünüyorum. Bahsettiğim temalar ilginizi çekiyorsa mutlaka şans verin derim. Beni çok etkiledi ama herkese rahatlıkla önerebileceğim bir yazar da değil.
Edebiyat
CardonlarCihat Burak · Everest Yayınları · 202312 okunma
8/10
·184 syf.··
2026 18. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 19:17
Kitabın kahramanı Pereira, sakin ve apolitik bir hayat süren, geçmişine tutunarak yaşayan bir gazeteci. Ancak hayatına giren yeni insanlar ve tanık olduğu olaylar, onu kaçmaya çalıştığı politik gerçeklikle yüzleşmeye ve harekete geçmeye zorlar. Başlangıçta durağan ilerleyen anlatı, aslında bir hikâyeden çok bir iç dönüşümün ifadesi. Pereira’nın güvenli dünyası büyük kırılmalarla değil, yavaş ve neredeyse fark edilmeden günlük gelişmelerle çatlıyor. Kitapta en çok hoşuma giden şey de bu oldu: Değişim abartılmıyor. Son kısmını katmazsak büyük dramatik anlar yok; bunun yerine içten içe büyüyen bir rahatsızlık ve onun getirdiği bir farkındalık var. Metinde tekrar eden “...iddia ediyor” ifadesi güçlü bir leitmotif. Bunu, anlatıcının kendisini olası bir sorgulamaya karşı koruma çabası gibi okudum. Gerçekte olmayan , yazarın uydurduğu “Birleşik ruhlar kuramı” ise bana Jung’un gölge kavramını hatırlattı: bastırılan yönler yok olmaz, sadece yüzeye çıkmak için uygun anı bekler. Kitabın özeti: Çoğu zaman insan bir anda değil, yavaş yavaş uyanır. Kısa ve akıcı bir metin ama beklediğimden çok daha derin. Tavsiye ederim.
Edebiyat
Pereira İddia EdiyorAntonio Tabucchi · Everest Yayınları · 2025124 okunma
Sodom ve Gomorra Üzerine
9/10
·546 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Sodom ve Gomorra, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde dizisinin 1921–1922 yıllarında yayımlanan dördüncü cildidir. Sodom ve Gomorra, eski ahitte ve Kur’anda adı geçen, zulüm, adaletsizlik ve ahlaki yozlaşma nedeniyle yok edilen iki şehirdir. Ancak Proust’un amacı, bu iki şehri teolojik bağlamda hikaye etmekten çok bu şehirleri metafor olarak merkeze alarak modern toplumun iki yüzünü okuyucu ile paylaşmaktır: toplumdaki görünür yüzler ile gizlenen hayatlar. Sodom ve Gomorra, tarihsel ve dini anlatılarda zulüm, adaletsizlik ve ahlaki yozlaşma nedeniyle yok edilen yerlerdir. Zamanla bu iki isim, yalnızca belirli günahların değil, toplumsal çelişkilerin ve bastırılmış gerçekliklerin metaforu haline gelmiştir. Proust da işte bu çağrışımı kullanarak, toplum içinde bireylerin takındığı maskeleri, ikili yaşamlarını ve görünmeyen arzularını görünür kılmayı hedefler. Bu kitap tam anlamıyla Jung’un arketiplerinin (persona, gölge, anima/animus) hayat bulmuş hali. Bu ciltte özellikle dikkat çeken tema, eşcinselliğin yalnızca gizlenen bir eğilim değil, toplumsal ilişkileri şekillendiren, kimliği dönüştüren bir yapı olması gerçeğidir. Sosyete salonlarında ya da Vendurinlerin evinde yaşanan olaylar hayatın bizlere öğrettiği bir gerçeği çok güzel sahnelemiş: insanlar sadece bir şeyi saklamaz; aynı zamanda kendilerini, başkalarının bakışı altında sürekli yeniden kurarlar. Bu salonlarda yaşananalar adeta kimliğin, sabit bir öz olmaktan çok bir tür sosyal performansa dönüşmesinin betimlemesidir. Proust’un önceki ciltlerde koku ve tat gibi duyular aracılığıyla tetiklendiğini anlattığı gayri iradi hafıza anlayışı, bu kitapta bu sefer mekân üzerinden anlatılmış. Proust, mekânlar artık yalnızca geçmişi hatırlatan sabit noktalar değil, hatırlayan benliğe göre sürekli değişen ve yeniden
Edebiyat
Sodom ve GomorraMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 19971,760 okunma