Sibel YILDIZ

Sibel YILDIZ
@SibellYildiz
Geliri, dar gelirli çocuklarımızın eğitim-öğretim hayatına bağışlanacak olan SOLMAYAN ÜMİT adlı kitabın yazarıdır.
Anne Bebek Dergisi'nde Köşe Yazarı
Üniversite
https://www.instagram.com/ssibelyildizz /
18 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Solmayan Ümit
10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2020 2. kitabı
Solmayan Ümit Blog dünyasında; “Bir Yıldızın Hikâyesi” temasıyla, içerik üretip bu platformda paylaşıtığı yazılarından ve "Kitaplara Kaçanlar"bloguna yaptığı yorumlardan tanıdığım yazar, SOLMAYAN ÜMİT adını verdiği kitabında, hayatın kıyısında kalıp, fark edilmeden yaşam mücadelesi verenlerin hikâyelerine, umutlarına, kaygılarına, acı ve sevinçlerine ortak olmaya davet ediyor bizleri. Davete icap ettiğimi belirtip, tanık olduklarımdan bazılarını "kitaplara kaçanlarla" bir kez de ben paylaşayım öyleyse: Yaşam kavgası, eğitim hayatı, duygusal yaşantılarında hep yanında olduğu Suat ve Cengiz’den gördüğü vefa ve vefasızlığı, bir aşk kazası sonucu aldığı kapanmaz yarası, gizlenen emaneti ve “beklenmedik yalnızlığı” ile “insanı yıkan hastalık değil biliyor musun Tahir, insanı asıl yıkan ümitsizlik, kimsesizlik” diyen Şermin Teyze, son vedasıyla bir emanet ve hüzün bırakıyor bizlere. Erzurum’un Pasinler kırsalında görev yapan Emel öğretmen, “okuma aşkıyla mesafeleri ezip geçen, azimleri bedenlerinden çok daha yüce sekiz minik savaşçı”dan biri olan Mehmet, evladının geleceğini düşüp köyden kente göçen Gülizar anne, doktor olma hayali kuran, kendine bile itiraf edemediği sevdiceği var iken on beş yaşında zorla gelin edilen Meryem ve her türlü maddi imkâna sahip olsa da ailesinin sevgi ve ilgisinden mahrum bipolar Selim’in yaşantıları üzerinden, köyde eğitim hayatı, kente göç, dostluk, fedakârlık, sınıfsal fark, azim ve başarı, aile içi iletişim ve çocuk gelin gibi sosyolojik konulara hızlı hızlı değinilen hikâyede; “yürürken her adımına farklı bir hayal kurarak gittiğim okul yıllarımdan ibaret” diyerek hayatını özetleyen Meryem’in, 25 yıl sonra açmaya söz verdikleri “dilek kutusu”nu yıllar sonra karşılaştığı Mehmet’e verirken anlattıkları kitabın en çok duygulandığım
Edebiyat
Solmayan ÜmitSibel Yıldız · Ateş Yayınları · 202012 okunma
Reklam
Puan vermedi·456 syf.··
2021 9. kitabı
Kitap kısmen bizlerin, daha çok çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği üzerine kurgulanmış. Otuz sene sonra, yaşam biçimlerimizde meydana gelebilecek olası dijital değişimlerin/gelişmelerin neler olabileceğine dair bilgiler içeriyor. Beste ve Erol isimli karakterlerin aşkı üzerinden ilerleyen konuların içinde teknoloji var, macera var, uzay var. Polisiye roman tadında aktarıldığı için de asla sıkıcı değil. Anlatılmak istenenler tek düzelikten olabildiğince uzak, merak uyandırıcı ve akıcı bir şekilde okuyucuya ulaşıyor. Bu kitabı kaleme almadan önce yazarın, arka planda çok ciddi bir okuma ve araştırma yaptığı net bir biçimde anlaşılıyor. Anlatılanlar bana ütopik gelmedi. Hatta okurken, yakın geleceğimiz, adeta bilim kurgu bir film izler gibi gözlerimin önünden geçti. Yazar; “geleceği birebir tahmin etmenin mümkün olmadığını” öte yandan “değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu” vurguluyor ve ekliyor; “insanlar teknolojiye bir şekilde adapte olmak durumundadır. Yaşanacak değişimler karşısında en akıllı ya da en güçlü olanlar değil en hızlı adapte olanlar başarıya ulaşacaklardır.” Kitapta interaktif bir son da var. Yani yazar, kitabın sonunu, okuyucuları ile birlikte, ikinci kitabının başında şekillendirmek istiyor. Akıllı telefonlardan kitabın iç, arka kapağında bulunan karekodu okutup açılan sayfada akış içindeki üç şüpheliden birini seçen hatta yetinmeyip en güzel sonu yazan okuyucunun adının, yeni bir karakter olarak ikinci kitapta yer alacağı belirtiliyor. Bizleri hızla gelişen/değişen yeni dünya teknolojileri ile tanıştırmada ve bizleri dijital/robotik geleceğe hazırlamada önemli bir misyona sahip olduğunu düşündüğüm bu kitabı herkesin okumasını isterim.
2048Emre Sayer · Büyükada Yayıncılık · 201863 okunma
Puan vermedi·228 syf.··
2021 8. kitabı
Dile karşı hassasiyeti ve birikimiyle tanınan, kendisi de bir öykücü ve eleştirmen olan Feyza Hepçilingirler edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden biri. Daha ziyade efsaneleşen “Türkçe Off” adlı kitabı ile tanınmakta. Kırmızı Kedi yayınevinden çıkan bu eserle ise öykü yazarlarına, öykü yazmak isteyenlere ve öykü okurlarına pek çok şey anlatıyor. Usta kalemlerden genç yazarlara kadar uzanan geniş bir yelpazeden seçtiği on üç adet öyküyü büyük bir titizlikle mercek altına almış yazar. Öyküyü verdikten sonra öykünün yazarı hakkında da kısa ve öz bilgiler veriyor. Eleştirilerini oldukça yalın ve nazik bir üslupla dile getirdiği, aslında çoğunlukla da takdir ettiği gözlerden kaçmıyor. En önemlisi de farkedilmeyen, unutulan ya da okuyucusuyla bir şekilde buluşamayan fakat övgüyü son derece hak eden eski, yeni birçok öyküyü bir araya getirerek onları bizlere sunuyor/tekrar hatırlatıyor olması. Bu yönüyle bile takdire şayan bir çalışma ve çabanın ürünü bana göre. Ben en çok kirtikleriyle birlikte Sabahattin Ali’nin “Apartman” adlı öyküsünü ve Nursel Duruel’in “Geyikler, Annem ve Almanya” adlı öykülerini sevdim. Ayrıca kitabın giriş kısmında 'Öykü Hep “Zor” Kalacak' başlığı altında verdiği bilgileri de çok beğendim. O kısımda dikkatimi çeken ifadelerinden bazılarını aşağıya alıntıladım; “ Edebiyat sanatının bir dalı olarak öykü de bir duygu aktarımıdır. Ne ki öykünün yeri dardır. O duyguyu rahat rahat aktarmak için, diyelim romanın olanaklarına sahip değildir öykü. Roman yazıyorsanız ne yer sınırınız vardır ne zaman sınırınız. Döner dolaşır yeniden vurgularsınız, en etkileyici anlatımı aramak ve bulmak için bütün sayfalar sizindir. Öykü öyle mi ya? Ne yapacaksanız üç beş sayfa içinde yapmak zorundasınız. Uyandırmak istediğiniz duyguyu bir çırpıda aktarabilmeniz için
Öyküyü OkumakFeyza Hepçilingirler · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2016136 okunma
9/10
·111 syf.··
2021 7. kitabı
·
824 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2021 14:03
Bu eserde; doğaya ve kendine verdiği zararın boyutlarını idrak edemeyen insanoğluna karşı; kendi çapında, kendi sınırlarında, kendi dilinde, direnişe geçen, öz suyu deli akan genç bir gürgen ağacı ile tanışıyoruz. Konu ilerledikçe kahramanın yemyeşil umutları üzerine kara bulut gibi çöken insanoğlunun ne kadar zalimleşebileceği gerçeği ile yüzleşiyoruz. Doğanın renklerine ne kadar kör, sesine ne kadar sağır olduğumuzu fark ediyoruz. Diğer ağaçların, kuşların, börtü böceklerin, nice dağın taşın, denizlerin, nehirlerin sessiz çığlıklarına ne denli kayıtsız kaldığımızı anlıyoruz. Bir gürgen dalından öğreneceğimiz ne çok şey var diye derin derin düşüncelere dalıyoruz. En sonunda da kurulan hayallerin yerle yeksan olduğu, sergilenen dik duruşun karşılık bulamadığı, hissedilen acının kelimelere dökülemediği duygusuyla, kararlı bir direnişe rağmen sonunda yok olmayı, çürümeyi isteyen gürgen ağacının kalbimizin derinliklerinde bıraktığı ince sızı ile baş başa kalıyoruz. Duru Türkçesi ve edebi anlatımı ile bizleri etkilemeyi başaran yazarın kitabından alıntıladığım bazı cümleler şunlardır… “Sözün özü, insanoğlu benim soyumun dilini çözememişti henüz; kokuca konuşsam da anlamazdı, renkce konuşsam da... Rüzgarı okumasını bilenler, canları isterse, hiç görmedikleri bir denizin tuzunu bile tadabilirlerdi sözgelimi.” “….insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...” “Çünkü insanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi. Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı. Onlar, birer uyurgezer gibi geçip giderlerdi güzelliklerin yanından. Ya da kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin
Ben Bir Gürgen DalıyımHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20197,5bin okunma