İnanılmaz bir kitaptı 🫠. Xu ailesini anlatan bu hikaye, öylesine güçlü ve sarsıcıydı ki ne zaman kitabı elimden bırakmak zorunda kalsam, aklım hep orada kalıyordu. Ne olacak, nasıl devam edecek, bu aileyi daha neler bekliyor… Kitap boyunca zihnim tamamen bu hikayeyle meşguldü.
Yazarımız Yu Hua aslında diş hekimliği yaparken mesleğini bırakıp edebiyata yönelmiş. Yazdığı bazı eserler bir dönem Çin’de yasaklanmış ya da sansürlenmiş. Ancak bu durum onun sesini daha da duyurmuş ve ününü uluslararası alanda artırmış. Bu kitaptan uyarlanan bir film de varmış. İlk fırsatta onu da izleyeceğim. Genelde kitapların etkisi benim için daha derin olur ama bu hikayeyi bir de görsel olarak deneyimlemek istiyorum.
Kitabın bendeki etkisini tek bir cümleyle özetleyecek olsam şöyle derdim tıpkı arka kapağında yazdığı gibi “Bu kitap bir hayatı anlatmıyor, o hayatı yaşatıyor.”
Yu Hua’nın başka kitaplarına da göz attım, kesinlikle diğer eserlerini de okumak istiyorum. Yaşamak, herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğim, uzun süre unutamayacağım bir kitap oldu.
Annesini kaybeden iki küçük çocuk ve bir baba. Yaşadıkları acı ağır. Bir gün yaslarını yaşamaya başladıkları sırada eve bir karga geliyor. Ama bu karga bir metafor aslında. Yasın ta kendisi gibi geliyor. Kitap boyunca baba, çocuklar ve bu karganın konuşmalarını okuyoruz. Ama bildiğimiz klasik bir hikaye gibi değil. Bazen şiir gibi, oyun gibi, bazen de iç ses gibi konuşmalar var. Bazı yerlerde bu ne ya dedim açıkçası. Ama bazı cümleleri durup durup tekrar okudum. Çünkü dokundu. Ağır bir dönemden geçen, birini kaybetmiş ya da sadece yasın ne olduğunu anlamaya çalışan herkes bu kitapta bir şey bulabilir. Çok alışılmış bir kitap da değil açıkça söyleyeyim, ama özel bir deneyim. Dipnot: ben kitaba başlamadan önce yas sürecini yaşayan ve hala da devam ettiren biri olarak hüngür hüngür ağlayacağımı düşünüyordum ama ağlamadım, açıkçası karga figürünün daha bilge olmasını isterdim okuyanlar beni anlayacaktır
Knut Hamsun’un Açlık adlı romanı beni derinden etkiledi. Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, otobiyografik unsurlar taşımasıydı. Yazar, kendi yaşamından izler barındıran bu eserinde, yoksulluk ve açlık içinde sürüklenen bir adamın iç dünyasını sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Metni okurken karakterin hissettiği duyguları o kadar yoğun yaşadım ki, özellikle bazı bölümlerde gözlerimin dolmasına engel olamadım. Açlık, sadece fiziksel bir yokluk hikayesi değil; insan psikolojisinin uç noktalarına yapılan çarpıcı bir yolculuk. Yoksulluğun getirdiği umutsuzluk, gurur ve varoluş sancıları, Hamsun’un güçlü anlatımıyla adeta okuyucunun içine işliyor.
Yazarın Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmayı fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Üstelik Hamsun’la tanıştığım ilk kitap olmasına rağmen, kesinlikle son olmayacak. Özellikle Göçebe adlı eserini de okumak için sabırsızlanıyorum. Eğer yoğun psikolojik tahliller içeren, sarsıcı bir edebi deneyim yaşamak istiyorsanız, Açlık’a mutlaka bir şans vermelisiniz.