Savaş, en azından başlangıçta başkalarını ilgilendiren bir şeydi. Biz, ben, ailem ve dostlarımız tribünlerdeydik deyim yerindeyse; epey de heyecanlıydık. Nasıl ki savaş hep başkasını ilgilendirirse, ölen de hep başkasıdır. Fakat gel gör ki, bu da doğru çıkmadı.
O feci sinsi telgraflar sinsi sinsi, kederli kederli gelmeye başladı, herkesin kardeşiydi ölen.
Ağır ağır geçmişte yol almadı, tamamı şimşek hızıyla aynı anda karşısında belirdi; tek tek bütün yıllar, bir resim, bir duygu ve bir umutsuzluk, tıpkı hızlı bir fotoğraf makinasının dünyayı durdurduğu gibi durmuş…
“Ben yalandan iyilik geleceğine inanmam. Doğrunun keskin acısı geçebilir ama yalanın insanı ağır ağır kemiren ıstırabı hiçbir zaman yok olmaz. Her zaman kanayan bir yaradır.”