Kurduğu bütün ilişkilerinin bir iktidar mücadelesi, bir yenme-yenilme meselesi olduğunu çok net ve hazin bir şekilde itiraf eder: “Sevgi, sevilen kişinin kendi isteğiyle verdiği karşısındakinin ona hükmetme hakkıdır. Hayallerimde sevgi nefretle başlayıp manevi üstünlüğüm ile bitmiştir. Ama sonunda dize getirdiğim kadını ne yapacağımı bilemedim…
Büyüklenmeci narsist varlığının şiddetini dayatır, varlığıyla cezalandırır seni; örtük narsist ise yokluğunun dehşetini dayatır, yokluğuyla cezalandırır. İkisi de bilerek ya da farkında olmadan seni kendi bataklığına çekmeye, sana kendisi gibi hissettirmeye çalışır. 
Narsist bireyin ilişkisini belirleyen, kendine aşık oluş ya da kendini sevmek değil, olumsuz etkilere fazlasıyla açık, kırılgan, süreklilik ve tutarlılık arz etmeyen, bir türlü güvenilemeyen benliğine duyduğu nefret ve isyandır. Kendi içinden çıkamayan, ötekine varamayan yalnız ve kopuk canlının müebbet mahpusluğuna isyanı... 
Suçluluk duyabilmek için içselleşmiş,benliğe entegre olmuş bir vicdan, güçlü bir süperego gerekir.Egonun gelişmediği yerde süperego da zayıf kalır.Dolayısıyla egosu ve süperegosu zayıf olan narsist bireyin suçluluk duyma kapasitesi oldukça düşüktür.