İçtiği kahvenin tadının daha acılaştığını hissetti adam, baktığında kadının o güzel, tanıdık, durgun çehresine. Bir vapur daha geçip gitti derin sulardan.
Kaldığı yerden devam etmiyordu her zaman hikayeler. Korkunç bir kasırga çarptığı her şeyi savurduktan sonra şehre beklenmeksizin bir sis çökmüş ve inkitaya uğramıştı birliktelikler.
Günler geçmiş, fırtınalar dinmiş, mevsim değişmişti. Sonra insan ve gün yüzüne çıkmıştı yorgun ve şaşkın yüzler.
Önceden beraber gidilmiş, gezilmiş tepeler,çayhaneler, deniz kenarları, bahçeler şimdi yeni konuklar edinmiş, yeni hatıratlar biriktirmeye başlamıştı taze zihinlere, çiftlere.
Gökyüzündeki çığırtkan martılara bakıp kısa vadeli saadetlerini düşündü adam. Ürkünce hemen uçan güvercin gerdanındaki saadeti. Dönmek bilmeyen turnaların götürdüğü saadeti.
Kadın ise irkintiyle kurtarıp gözlerini uzaklardan, yokladı kalbini yeniden. İlk koyduğu yerde bulamayınca adamı anıların o ılık sıcaklığıyla ısıttı, ısırdı dudaklarını..
Muhtasar bir öyküye sığınarak kalkıp uzun uzun yürüdüler.
Galiz bir edayla çöküverdi ayrılık, akşam üzerine.