Prudens

Prudens

, bir kitap okudu
Puan vermedi·232 syf.·
6 günde okudu
·
2019 14. kitabı
Alain de Botton
8.4/10 · 1.187 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İçtiği kahvenin tadının daha acılaştığını hissetti adam, baktığında kadının o güzel, tanıdık, durgun çehresine. Bir vapur daha geçip gitti derin sulardan. Kaldığı yerden devam etmiyordu her zaman hikayeler. Korkunç bir kasırga çarptığı her şeyi savurduktan sonra şehre beklenmeksizin bir sis çökmüş ve inkitaya uğramıştı birliktelikler. Günler geçmiş, fırtınalar dinmiş, mevsim değişmişti. Sonra insan ve gün yüzüne çıkmıştı yorgun ve şaşkın yüzler. Önceden beraber gidilmiş, gezilmiş tepeler,çayhaneler, deniz kenarları, bahçeler şimdi yeni konuklar edinmiş, yeni hatıratlar biriktirmeye başlamıştı taze zihinlere, çiftlere. Gökyüzündeki çığırtkan martılara bakıp kısa vadeli saadetlerini düşündü adam. Ürkünce hemen uçan güvercin gerdanındaki saadeti. Dönmek bilmeyen turnaların götürdüğü saadeti. Kadın ise irkintiyle kurtarıp gözlerini uzaklardan, yokladı kalbini yeniden. İlk koyduğu yerde bulamayınca adamı anıların o ılık sıcaklığıyla ısıttı, ısırdı dudaklarını.. Muhtasar bir öyküye sığınarak kalkıp uzun uzun yürüdüler. Galiz bir edayla çöküverdi ayrılık, akşam üzerine.
Edebiyat

Prudens

, bir kitap okudu
Puan vermedi·368 syf.·
4 günde okudu
·
2019 13. kitabı
Paul Auster
7.8/10 · 1.327 okunma
müzmin yalnızlara..
her şeye rağmen yalnızlığımızın kıymetini bilmek zorundayız, dedi. sarp yokuşlardan inerken yaralarımızı kendi başımıza sarmayı da öğrenmeliyiz. Varolma sancılarımızı bağırtısız tenhalarda dindirmeyi denemeli, anlamsızlığa mülhem yaralarımızın nekahetinin olan biteni kabullenmeyle hızlanacağını unutmamalıyız. Bir sarkacın salınımına itirazsız bırakıp ruhumuzu, bilincin ebediliğinde huzurdan ırmaklara dudak dayamalıyız zira aksi takdirde sesimizin yankısını kör, gümrah kalabalıklarda asla duymayacağız.
Edebiyat
karalamalar..
Biliyorsun uzun süre konuşmayınca ve de yazmayınca nadasa bırakılamıyor o topraktan olma varlık. Zihne tasallut envai haşere kemirip tüketiyor içten içe kişiyi. Yıllar insana nasıl da üstat oluyor, anlıyorsun. Nasıl da bıkmaksızın kelime kelime anlatıyor benliklerimizin tedavi edilemeyecek, onulmaz bir illetle hıçkıra hıçkıra bedene büründüğünü. O beden ki yaşlandıkça yerine tekrar koyamayacaklarımızın burukluğunda pörsüyor acizane. Geziyorsun durmaksızın daim aradığını söylemeksizin kimselere. Kaybolduğunu itiraf edemiyorsun kendine de. Geçmişin henüz geçmemişken yaşattığı bıkkınlıkları unutarak avutuyorsun kendini artık aklanmış hatıralar panoramasında. Kızıyorsun her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu söyleyenlerin havailiğine. Anlamın tüm bağlamlardan kopup o buharlaştığı kör sapaklarda neye yumulursan yumul kapanmıyor böğürdeki derin boşluk. Ne kadın tesellisi, ne maişet bolluğun ne satın alınan eşyalar, ne de yolculuklar vermiyor bir daha eski lezzetleri. Baksana eskiye, şurda mesela küçük ablamla yürüyoruz gökyüzü masmavi. Şurda karpuz yiyoruz balkonda, kavak ağaçlarında yaz esintisi. Annem yorgan dikiyor, odayı kutsuyor ikindi güneşi. Kargalar eve dönüyor akşam üzeri. Yeni yıkanmış bir gömlek heyecanlandırıyor ufacık bileklerimi. Her küçük lokma şifa vesilesi. Uzatmıyorum dönüyorsun sonra, hep dönersin. Geçmiş muhakkak güne dahil olamayanların noksanlık gizleyen örtüsü. Değil mi ? Filhakika yılgınlık ise biz mağlupların kadim akıbeti. Gör artık, her kelam nasıl da buluyor o mağrur kederini. Nasıl da ağrıyor insan böylesine, hele de geceleri...
Edebiyat