Bir rüyanın tesiriyle korkudan sıçrayarak uyandığınızda,hafızanızda tutmak istersiniz gördüklerinizi. Fakat bilinç dibindekileri hemen gizler ürküntüyle. Görüntüler ve yansımalar silinir hızla. Ürpertiyi sözcüklerle de tarif edemezsiniz haliyle. Ben,belirsiz bir zaman diliminde sanki yüzyıllardır evrenin içe çöküşünü dünya dışı bir karanlıkta bekleyen son insandım az önce. Sesin ve aydınlığın olmadığı o karanlıkta,karanlığın bir başka formunun büyüyerek var olma bilincimi yutmaya çalıştığı o dehşet anında,rüya içinde bir başka rüya görüyordum dünyaya dönerek. Tüm hatıralarımın,tüm bildiklerimin yanılsamadan ibaret olduğunu söyleyen esrarengiz bir suretle konuşuyorum sarı sisler içerisinde. Hiçbir kutsalın ve hiçbir insanın var olmadığını ve olmayacağını ve dahi bunun acısından ve hatta bu yalnızlık azabından kurtulamayacağımı söylüyor bana parlayan iki göz yuvasıyla. Kendimi bu dehşetle öldürmek istiyorum ama nafile. İnsanlara hiç minneti olmamış biri olarak insansızlığa katlanamıyorum o ürkünç dilimde ve karanlığa bırakmak istiyorum kendimi şedit bir istençle. Anda teslim ederken mevcudiyetimi yokluğa,ıstırabımı keskin bir acıyla hissediyorum sonra. Yok olmanın bilincinin dahi var olmanın acısıyla eşdeğer olduğunu anlıyorum o intiharda. Ve azabın mütemadi olduğunu her zerremle sezinleyerek uyanıyorum geceye..