Eğer kısa bir hayattan sonra bireyleri yok ettiği için dünya ruhunu suçlasaydık bize şöyle söylerdi: "Şimdi bak bu bireylere; onların kusurlarına, saçmalıklarına, bedhah ve menfur vasıflarına! Bunların sonsuza dek sürüp gitmesine izin mi vereyim?"
Bir kimse öldüğünde bireyselliğini tıpkı eski bir elbise gibi üzerinden sıyırır atar ve şimdi eskisine karşılık üzerine geçireceği yeni ve daha iyi bir elbiseye kavuşur.
Dolayısıyla her insanı iki zıt bakış açısından düşünmek mümkündür; birinden bakıldığında o bir bireydir, zamanda bir başlangıcı ve sonu vardır, dolayısıyla fani ve ömürsüz, bir gölgenin düşüdür; bunlara ilave olarak sancı ve ıstıraplara duçar, ayıp ve kusurlarla maluldür. Diğerinden bakıldığında kendisini var olan her şeyde nesnelleştiren ve "bu hüviyetiyle Sais'deki İsis heykeli gibi: ben olmuş, olan ve olacak olanın tümüyüm" diyebilen yok edilemeyen asli varlıktır. Kuşkusuz böyle bir varlık kendisini bunun gibi bir dünyada izhar etmekten daha iyi bir şey yapabilir.