Ali, yavaşça okşamıştı başını. Sade, durgun bir sesle, "Sizler nasıl da acelecisiniz,” demişti. “Bir şeyi kavramak, istemek, hemen onun olması demek değildir, anlıyor musun? Böylesi güçlü bağlar bir çarşamba günü kopmaz bacı; bunu isteyip de, daha gerçekleştiremiyorsan, henüz günü gelmediğindendir. Aldırmaz olur muyum? Aldırmaz olur muyuz? Günü gelecek be Olcay, yeter ki iste, yeter ki istemesini bil. Asıl yalan, koparmadan, koparma günü gelmeden, kopardım sanmak..."