San'at hayatımızın beni üzen tarafı amatör yokluğu. Bilen ve anlayan amatör yokluğu. Ressamımız, heykeltraşımız, şairimiz, romancı ve musikişinasımız, az çok hepsi var. Kimi at başı yürüyorlar, kimi biraz ilerde, kimi biraz geride. Eserleri de az çok satılıyor, takdir ediliyor. Fert almazsa devlet alıyor. Hülasa iyi kötü bir san'at piyasamız var. Fakat etraflarında hakiki amatörün, anlayarak seven adamın yapacağı hava yok. Bu, sade bugünün eserleri için böyle değil, eski san'atlarımız, dışarıdaki san'at hareketleri için de böyle. Seçmeden beğeniyor, düşünmeden seçiyor, yahut hayran oluyoruz. Daha doğrusu hakiki hayranlığı duymadan kelimesi çığlıklarla harcıyoruz. San'atlarımız eserini elimize alıp evirip çevirmesini bilmiyoruz. Ona kendimizi veremiyoruz.
Bazı bebekler, bebeklerinin ihtiyaçlarına ilksel etkin uyum sağlaması yeterince iyi olan anneleri olacak kadar şanslıdırlar. Bu onların yaratılmış (sanrılanmış) olanın gerçekten
bulunması yanılsamasına sahip olmalarını sağlar. Zamanla, ilişkiler için bir kapasite oluşmuş olduğunda, böyle bebekler insan varlığının zorunlu yalnızlığının kabulüne giden sonraki adımını atabilirler.
Ah, Theo; Theo, yavrum, bunu bir başarabilsem! Her elimi attığım işin bozulmasından dolayı yaşadığım korkunç bunalımı yenebilsem, kendi kendime yinelediğim, çevreden işittiğim ayıplamaları üzerimden atabilsem, gerçek bir gelişmeye ulaştırabilecek fırsatı, gücü bulabilsem ve bulduğum yolda azimle ilerleyebilsem, babam da, ben de Tanrı'ya büyük bir şevkle şükredeceğiz!