Belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”
“Ne yapacaksın buradan çıkınca?”
“Seni özleyeceğim.”
“Başka?”
“Senin adresini bulacağım.”
“Başka?”
“Gelip bahçende yatacağım.”
“Ve?”
“Hayır, ayakta duracağım! Böyle, ellerimi birleştirip zavallı bir çocuk gibi boynumu büküp kapının önünde duracağım.”
“Tamam, sonra?”
“Sonra da sen daha fazla dayanamayıp beni içeri alacaksın.”
“Peki, doğru söyle, ne kadar dururdun ayakta seni içeri almam için?”
“Sen ne kadar dayanabilirdin beni ayakta bekletmeye?”
O günden sonra .., hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdığı gibi...