Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güzelce bir piyanosu vardı; ama kafasındaki müzikle parmakları arasındaki fark tüyler ürperticiydi. İşin asıl kötü yanı, kendini piyano başında olmadığı her yerde piyanist gibi hissetmesiydi. Yıllarca ya piyanonun ba şında hayal kurdu, ya da plak çalarken orada oturdu. Tüm enerjisini hayallerle tükettiğinden olacak, geriye bir şey kalmıyordu. Yükselmek için yekindikçe bulunduğu çukuru derinleştiriyordu. Bildiği tüm renkler, gri, koyu kahverengi ve sarıdan ibaretti (yenilginin tüm tonları). Bildiği tek kokuysa, yanık kokusuydu. İnançsızlıktan ve cesaretinden dolayı hiçbir şeyden, hiç kimseden kaçamıyordu - hep ortalıktaydı, en orta yerde...
Anı diyorum ya; benim hiç anım yok. Gerçekten yok. Olmalı mı? Şart mı? Bir şey uyduramaz mıyız? Evet, hiç anım yok, bir şey hatırlamıyorum. Hatırladığım bir iki süprüntü ise beni utandırmaktan başka bir işe yaramaz. "Be adam - bunca yıl yaşadın; anlata anlata bunu mu anlatıyorsun, böyle bir şeyi nasıl yaşadın, insanlık hali, nasıl unutamadın?" Niye unutayım ki? Unutamamak değil, unutmaktır acı olan.