Sanayi kuruluşları sıfıra yakındı. Madenler, limanlar ve demiryolları yabancıların elindeydi. Ekonomik bakımdan yarı sömürge durumundaydı. Maliyenin bütün imkân ve kaynakları zorlayarak elde ettiği gelir, orduyu yeniden kurmak ve düşmanı Anadolu'dan atmak için tüketilmişti.
Bilim hayatı ve düşüncesi yok gibiydi. Memleket genelinde ortaokul ve liselerin sayısı 153 iken yalnızca bir tane üniversite mevcuttu. Okuyan kızların sayısı bini bile bulmuyordu. Ülkenin tahsil görmüş parlak gençleri on yıllık savaş sürecinde büyük oranda yitip gitmişti. Halkın büyük bölümü okuma-yazma bilmiyordu. Okulsuzluk ve eğitimsizliğin yarattığı boşluğu, hurafe membaı haline gelmiş tekke ve zaviyeler doldurmuştu. Müspet ilim ve bütün yeniliklere hasım medreseler, din istismarı suretiyle halkın zihnini kendi gerçekleriyle dolduruyor, halkın yarısını teşkil eden kadınlar pek çok haktan yoksun halde tarla, ev ve doğum üçgeni içinde medeniyetten kopuk bir yaşam sürmek zorunda kalıyordu.
Büyük oranda köylerde yaşayan toplum, yol gibi en temel altyapı imkânlarından bile yoksundu. Üstelik sıtma, verem, frengi ve trahom gibi salgın hastalıklar memlekette kol geziyordu. Çocuk ölümleri ürkütücü düzeydeydi.
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.