Askerliğimi yaparken, askeri kütüphaneden temin ederek okuduğum üçüncü kitap. Galiba bulunduğum durumdan dolayı Giovanni Drogo ile empati kurmam daha kolay oldu. Belki onun yaşadıklarının binde birini bile yaşamadım fakat okuduktan sonra çevremi daha farklı gözlemlemeye başladım. Kitaba gelirsek çevirisi gayet güzel ve anlaşılır. Kitap yer yer okurken biraz sıksa da (belki yazarın istediği budur ya da ben sıkılmışımdır) kesinlikle yarıda bırakılmaması gereken bir kitap. Ayrıca kitabı okurken bir felsefe kitabı gibi düşünerek okunması gerektiği görüşündeyim. Giovanni Drogo karakterini anlamalıyız. Yoksa bizde Tatar Çölünün o uçsuz bucaksız bilinmezliğinde kaybederiz kendimizi. İncelemeye gelirsek onu da aşağıya bırakıyorum. İlk incelemem olduğunu hatırlatarak bu yazıyı okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim.
Giovanni Drogo hep umut ettiği şeyi beklerken kaybetti. Umut ettiği Tatar çölünün o uçsuz bucaksız bilinmezliğinde düşmanı beklemekti. Daha gençti. Zamanı ve yılları vardı. Hep böyle düşündü. Alışkanlıkları onu içine kattığında o kuyudan çıkması artık çok zor olacaktı. Kalenin duvarları ve zamanın akışı onun için bir alışkanlıktı. Attığı devriye, merdivenlerden üçer üçer çıkması, üstlerine selam vermesi, doğan güneş hep bir döngüydü. Bu döngüden dört yıl sonra çıktığında değiştiğini ağır bir bilinçlilikle anladı. İnsanlar, annesi, sevdiği kadın bu döngünün getirdiği yıkımdan etkilenmişti. Kendisini, umut ettiği belirsizliğin içine hapsetmenin ağırlığında ezecekti fakat umut ettiği, ömrünü bunun için harcadığı "şey" geldiğinde ve bunun için hiçbir şey yapamadığında geç olduğunu anlayacaktı. Umut ettiği onu besliyordu fakat aynı zamanda onu yok ediyordu da..
*Me Nutrit, Me Destruit
*Beni besleyen şey aynı zamanda beni yok ediyor
Tatar ÇölüDino Buzzati