Simone

Simone
“Haydi kalk gidelim bu şehirden, gün doğarken ya da güneş batarken”
37 kütüphaneci puanı
177 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
8/10
·320 syf.··
2018 44. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2018 17:27
Kitabın kurgusu, anlatımı ve kolay okunabilmesi açıdan gerçekten çok güzeldi. Karakterler de gerçekten çok güzeldi. Özellikle baş kız karakterin güçlü olması beni çok mutlu etti. Konusuna gelirsek, İngiltere'nin soylu ailelerinden birinin torunu olan Imogen on yaşındayken babası,annesi, amcası ve yengesi yaşadıkları şato gibi bir yerin bahçesindeki labirent kısmında çıkan bir yangında ölüyorlar. Bu olaydan sonra Imogen New York'ta ki yasal ailesinin yanında yaşamaya başlıyor. 17 yaşına geldiğinde İngiltere'den gelen bir mektupla soyun tek varisi olduğunu öğreniyor. Ve böylece İngiltere'ye dönüyor ve hikayemiz başlıyor. Ayrıca İngiltere'de çocukluk aşkı olan yakışıklı Sebastian var. Kitabın içinde fantastik unsurlar, aşk ve gerilim de var. Sonunu ben tahmin etmiştim kitabın ortalarında ama tahmin etmesseniz şok olabilirsiniz. Ben kitabı beğendim ve bu aralar her yerde indirimde olan bir kitap bence bir şans verin.Bu arada kitapta yanlış basım mı yoksa tatlı mu gözükmesi amaçlanmış ''kuzen'' değil ''kuzin'' ifadesi kullanılıyor. Bir yerden sonra sinirime dokunmuştu.
LabirentAlexandra Monir · Altın Kitaplar · 2015142 okunma
Simone isimli okura yanıt verildi
Simone
Ben de okurken bakmıştım oradan aklımda kalmış :)
Reklam
8/10
·320 syf.··
2018 44. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2018 17:27
Kitabın kurgusu, anlatımı ve kolay okunabilmesi açıdan gerçekten çok güzeldi. Karakterler de gerçekten çok güzeldi. Özellikle baş kız karakterin güçlü olması beni çok mutlu etti. Konusuna gelirsek, İngiltere'nin soylu ailelerinden birinin torunu olan Imogen on yaşındayken babası,annesi, amcası ve yengesi yaşadıkları şato gibi bir yerin bahçesindeki labirent kısmında çıkan bir yangında ölüyorlar. Bu olaydan sonra Imogen New York'ta ki yasal ailesinin yanında yaşamaya başlıyor. 17 yaşına geldiğinde İngiltere'den gelen bir mektupla soyun tek varisi olduğunu öğreniyor. Ve böylece İngiltere'ye dönüyor ve hikayemiz başlıyor. Ayrıca İngiltere'de çocukluk aşkı olan yakışıklı Sebastian var. Kitabın içinde fantastik unsurlar, aşk ve gerilim de var. Sonunu ben tahmin etmiştim kitabın ortalarında ama tahmin etmesseniz şok olabilirsiniz. Ben kitabı beğendim ve bu aralar her yerde indirimde olan bir kitap bence bir şans verin.Bu arada kitapta yanlış basım mı yoksa tatlı mu gözükmesi amaçlanmış ''kuzen'' değil ''kuzin'' ifadesi kullanılıyor. Bir yerden sonra sinirime dokunmuştu.
LabirentAlexandra Monir · Altın Kitaplar · 2015142 okunma
Simone
Kuzin tdk da kız yeğen, kuzen de erkek yeğen olarak geçiyor, altın yayınları buna istinaden öyle yazmış olabilirler :) ayrıca da lord değil lort yazar her zaman dikkat ettiyseniz :)
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2018 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2018 12:55
#kitapyorumu #okudumbitti DURKHEİM ÖLDÜ Polisiye mi seviyorsunuz? Sosyolojiye merakınız mı var? Sherlock Holmes karakteri ilginizi mi çekiyor? Sosyal teorisyenleri ve teorilerini incelemek mi istiyorsunuz? Bütün sorularınızın, merak ettiklerinizin, ilgilendiğiniz konuların bir kitap içerisinde toplandığımı söylersem ne düşünürsünüz? Arzu İşçi Demirel önerisiyle Ankara’da gittiğim Adil Han iş hanındaki “VE” kitabevinde gözüme ilişti. “Durkheim Öldü” diyordu kitap, kapağında Sherlock illüstrasyonu ile. Elime aldım ve bırakmadım kitabı – ki sahaflarda birçok kitaba ellemişliğim vardır-. Yeni kitaba Şenol Güneş gibi davranırım, biraz demlensin diye kitaplığımda bir süre geçirmesi gerekir. Kitaplığımın raflarında girmeden bitirdiğim nadir kitaplardan biri oldu “Durkheim Öldü” Önce yazarla başlamak istiyorum. Ülkemizde pek bilinmeyen, sadece 3 kitabı Türkçeye çevrilen ( Durkheim Öldü – Bir Postmodernist İçin Postmortem: Heretik Yayınları ve Kültür Eleştirisi: Pinyan Yayıncılık) yazar Arthur Asa Berger, San Francisco Üniversitesinde; Yayıncılık ve elektronik iletişim sanatları profesörüdür. Ülkemizde sadece 3 kitabının çevrilmesine rağmen 100 den fazla makalesi, çok sayıda kitap incelemesi ve 60 tan fazla kitabının yayınlanması- ki sadece 13 kitabı Çinceye çevrilmiş- beni pek şaşırttı. Daha çok kitabının dilimize çevrilerek okurlara sunulması gerektiğine inanıyorum. Akıcı bir dili, ciddi konuları farklı kurgularla okura yedirebilmesi ve düşün dünyasına etkileri düşünüldüğünde Türk okurların bu yazardan faydalanması gerektiği kanısındayım. Bir parantezde yayınevine açmak gerekiyor. Çoğumuzun bildiği büyük yayınevlerinin (Cem, Can, YKY, İş Kültür vb.) yanında çeviri kalitesinin ve fiyatlarının düşük olduğu, bu nedenle rağbet edilen yayınevleri pek revaçta günümüzde.
Durkheim Öldü!Arthur Asa Berger · Heretik Yayıncılık · 2014373 okunma
Simone
Ne zamandır böyle bir kitap okumak istiyordum. Sosyolojiye giriş yapmaktan hep korktum, nereden başlayacağımı hiç bilemedim. İçinde hem polisiye, hem sosyoloji bulundurması ilgimi oldukça çekti. Hemen alıp okuyacağım. Yorum için çok teşekkürler.
Sorumluluktan kaçan ve kural tanımaz insanların serbestçe dolaştığı canım ülkemde bu başıbozukluğu ve bu tür insanların hayata bakış açısını en güzel anlatan örneklerden biri, bana göre toplu taşıma araçlarının ve kamyonların arkasında ki " Allah Korusun" yazısıdır. Daha fazla para harcamamak adına gerekli kontrol ve bakımları yetkili ve bilgili kimselere yaptırılmayan araçların ve kaderinin kendi ellerinde olduğunu kavrayamamış eğitimsiz araç şoförlerinin oluşturduğu kalabalığa biz trafik diyoruz. Şimdi böyle bir trafikte kullanılan araçlar açısından bir ikilem ortaya çıkıyor. Süs olarak yazılamayacağı kesin olan bir yazının oraya yazılma sebebi dini sebeplerse, aynı yazıya sahip iki aracın çarpışmasında hangi aracın daha az korunacak olmasıdır. Kul olarak sen üstüne düşen görevi yapma, trafik kurallarına uyma, başına gelen kötü şeyleri de kader diye kabul et. Hayatı anlamak için çabalama şoför kardeşim. Tek maddelik yaşam kılavuzun yanında zaten: "Ölen ölür kalan sağlar cenazede ölene hakkını helal eder nasıl olsa." Bu durum kadar sinirlendiğim bir husus var ki yazmazsam bir yerim şişer. Taksi, dolmuş, kamyon, halk otobüsü gibi araçları kullanan insanları sanki dünyanın en zor işini yapıyorlarmış gibi gösteren radyo çalışanları yok mu kanser ediyorlar beni. Adam direksiyon sallayıp para kazanıyorsa biz kokain mi satıp eve ekmek götürüyoruz kardeşim. Kraldan çok kralcı olmanın ne anlamı var. Programı daha fazla dinleteceğim diye adamları gereksiz yüceltmek nedir. Onlarda ortalama bir emekçinin karşılaştığı zorluklara maruz kalıyorlar.Sanırsın madenden kömür çıkarıyor. Dolmuşta parayı öne uzatan, balık istifi gibi kilometrelerce ayakta yolculuk eden benim, takdiri gören şoför. Ya inerken bile adamı zora sokmayalım diye " müsait bir yerde" diyoruz. Yanlışlıkla uygun
Simone
Şu yazıda hiçbir etkileşimin olmaması sanırım tamamını okumaya üşenen insanlarımız olduğunu gösteriyor.