Kendimize hep hatırlatmamız, çocuğumuza öğretmemiz gereken şey şu: Dünyada, öldüğünde yahut bir şekilde kaybettiğimizde varlığımızı idame ettiremeyeceğimiz kimse yoktur; kendimiz hariç.
Kendimiz dışında kimseye ihtiyacımız gerçek bir ihtiyaç değil.
Yalnızlığımız değerlidir; bir başkasını da hayatımıza, yalnızlığımızdan değerli olduğu ölçüde ve hak ettiği sınırlar dahilinde alabiliriz. Kendimizi değerli görmediğimiz sürece bir başkasıyla ilişkimiz de sağlıklı koşullar altında ilerleyemez.
"Büyüğe saygı" klişesi adı altında ona kendisini aşağıda,
yani "alt" hissettirdiğimiz ve "üst"üne itaat etmesini öğrettiğimiz
çocuk, tabii ki hayvanlara eziyet edecek, sınavda hile, oyunda
mızıkçılık yapacak, yalan söyleyecek ve sonra kendisini "üst"
hissedeceği bir paye bulur bulmaz altını ezecektir. Aynı, bu çocuğun anne/baba olunca kendi çocuğuna yaptığı gibi.
Saygı, ülkemizde maalesef çok yanlış kullanılan, içi boşaltılmış bir
kavram. Saygı, itaat değildir. Karşılıklı olamayan, hiyerarşiye dayalı
bir şeye "saygı" adını verebilmek çok zor.
Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün
aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası
ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da
buradadır. Anne baba,ne yaparsa yapsın çocuğun onu bir şekilde sevmeye ve saymaya devam edeceğini, affedeceğini içten içe bildiği için böyle rahattır.