Cabir Özyıldız’ın Dünyanın Bütün Karıncaları’ndan sonra okuduğum ikinci öykü kitabı Eski Zaman Türküsü. Kitap; yokluğun şekil verdiği, görmezden gelinen , sesleri duyulmayan, etnik kökenleri, sosyal statüleri ve cinsel tercihleri dolayısıyla ötekileştirilmiş insanları anlatıyor. Bu insanlar öykülerde sahici bir sesle hayat buluyorlar adeta. Bu ses öyle gerçek ki sadece okumuyoruz,duyuyoruz o insanları. Sokak aralarından, evlerin damlarından, izbe binalardan, hastane odalarından süzülen bir şarkı gibi geliyor kulağımıza Eski Zaman Türküsü. Neler var Eski Zaman Türküsü’nde?Toplumun vicdan terazisine bırakılmış öyküler var. Toplumun ikili cinsiyet dayatması altında ezilmiş bir genç var, bağımlılık batağındaki bir çocuğun içimize işleyen öyküsü var, ölmek üzere olan bir adamın pişmanlığı var, karısını kaybeden bir adamın çaresizliği var, “öteki” olarak kodlanmış Arap, Kürt, Çingene, Suriyeli insanlar var. Kısaca yazarın kimin dışarıda bırakıldığını, kimin gözardı edildiğini, neleri duymadığımızı ya da duymak istemediğimizi yüzümüze yüzümüze vurduğu öyküler var. Yazarın diline gelecek olursak, Cabir Özyıldız’ın dili için sade ama yükü ağır diyebiliriz. Anlatımdaki içtenlik ve doğrudanlık öyküleri ajitasyona düşürmeden güçlü kılıyor. Yazar kahramanları romantize etmiyor, onları oldukları gibi, gerçeklik içinde,derin bir empatiyle resmediyor.
İyi miyim? Bilmem. Hani soranlara;”İyiyim” deriz ya öyle işte. “İyiyim”in altına gizlenmiş keder, yorgunluk ve savruluş da barındıran bir deyişle yani. (Kimse Bilmiyor)