Öteki Mem, @ilhamisidar ‘ın Bizi Tüketen Ateş, Bedirhan-Bir Cûdî Söylencesi ve Başka Gökyüzü’nden sonra okuduğum dördüncü kitabı oldu. İlhami Hoca, Meme Alan Destanı’ndan hareketle Ahmedi Xani’nin Mem ü Zin mesnevisinden etkilenerek yazmış Öteki Mem’i. Bize çok da uzak olmayan çok tanıdık bir hikaye Mem ile Zin’in hikayesi. Mağrib ülkesinin genç hükümdarı Meme Alan ile Cizre Botan mirinin kızı Zina Zeydan’ın hazin aşk hikayesi. Ve bu gençlerin bir “ rüya” ile başlayan aşklarını türlü engellere rağmen var etme çabaları. Kitaptaki Gılgamış, Zaloğlu Rüstem, Narkisos, Odysseus, İskender göndermeleri çok güzeldi. Benim için kitabın en dikkat çeken, en güçlü tarafı kitabın postmodern izler taşıyan bir destan, bir masal, bir halk hikayesi tadındaki anlatımı…İlhami Hoca anlatımıyla okurla o kadar güzel bir bağ kuruyor ki zaman zaman yanıbaşınızda oturmuş, hikayeyi size kendi anlatıyormuş izlenimine bile kapılabilirsiniz. Kısacası modern bir tarzda yazılmış geleneksel bir anlatı Öteki Mem… “Aşk belası zordur ama onsuz insan hiçbir zaman derinliklerine inemez, kendini idrak edemez, hiçlik denizinde boğulup gider.”
2014 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Patrick Modiano’un okuru oldukça zorlayan, okuma yolculuğu boyunca kendini bir labirentte hissettiren romanı Mahallede Kaybolma Diye. Hayatının en sakin dönemini yaşayan Jean Daragone’un, bir yolculukta kaybettiği telefon defterini bulup getiren Gilles Ottolini ile tanışmasından sonra hayatının nasıl değiştiğini okuruz. Ve bu telefon defteri başta olmak üzere, birçok nesne Daragone’un hafızasını canlandırıp belleğin karanlık köşelerinde saklanmış isimleri, anıları su yüzüne çıkarır. Ottolini’in telefon defterinde kayıtlı olan Guy Torstel’i ısrarla araması Daragone’u da iz sürmeye zorlar ve bu iz Annie Astrand’a kadar uzanır. Tıpkı yapbozun parçalarını bulmaya çalışmak gibi bir okuma yaparken olayların hayal/rüya karışımı olup olmadığını merak eden okur kitabın sonunda insanın iç dünyasının derinlerinde gömülmüş ağır bir travmayla yüzleşmenin ne kadar sancılı olduğunu görür. Okura doldurması için çok fazla boşluk bırakan yazar, büyüleyici bir şekilde kurgulanmış olayları anlatırken unutuşun dipsiz derinlerine iniyor.
2014 Necip Fazıl Kısakürek Öykü Ödülü’nün sahibi Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi, Güray SÜNGÜ’nün aslında çok şeyler anlatan hikaye kitabı. Kitapta çok sıradan gibi görünen ancak çok derin izler bırakan olayların anlatıldığı toplam on bir öykü var. Öyküleri okurken modernizm karşısında kendine bile yabancılaşan, yalnızlaşan kahramanlar, zaman zaman Oğuz ATAY’ı hatırlatıyor. Kitabın birinci öyküsü Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin Birincisi “Hiçbir şey olmadı, hiçbir şey olmadı. Serdar tarafından yazılmamış intihar mektubundan” girişiyle başlıyor ve ilk öyküde yazar, okuru omuzlarından tutup adeta sarsıyor. Biliyorum, Hayat Yeniler Kendini ve Çember adlı hikayelerde yaşadıkları çağın sorgusunu yapan, korku içindeki kahramanların eşlerini nasıl öldürdüklerini okuyoruz. Duvara Bakan Adama Bakan Adamlar, kitabın belki de en ilginç öykülerinden. Bir ayakkabı boyacısının, yüzü duvara dönük bir adamı fark etmesiyle başlayan öykü zaman zaman dönem eleştirisi yapan, zaman zaman meraktan durup bakan bir grup insanın duvara bakan adamı merak etmesiyle devam eder ve sürpriz bir sonla biter. Yara Kabuğu ve K… öyküsü çok beğendiğim öyküler oldu. Yara Kabuğu’nda hiçbir şey hatırlamayan bir adamla bir şairin otobüste karşılaşmasını okuyoruz.Bu iki kişinin bir ortak noktası vardır: Hande. K…öyküsü güçlü kurgusuyla, geri dönüş teknikleriyle etkileyici bir hikaye. Burada da K… nin, bombanın patlamasıyla kendinin ve komşu oğlunun da ölümüyle sonuçlanan öyküsünü okuyoruz. Geri dönüşlerle K…’nin yaşamı etrafında bir dönem eleştirisi yapılıyor adeta. Kısaca Güray SÜNGÜ, modern zamanın sancılarını, gittikçe zorlaşan hayatları, insanın toplumsal düzenin nasıl dışında kaldığını etkileyici bir üslupla anlatıyor.
Babası ölünce, İza’nın köyde yaşayan annesini Budapeşte’ye, yanına alması ilk başta iyi niyetli bir çözüm gibi görünebilir. Ancak ilerleyen zamanlarda annesinin hiç de mutlu olmadığını, aksine büyük şehre uyum sağlayamadığını, kendini buraya ait hissetmediğini görür. Anne için Budapeşte’deki yaşam “modern ama duygusuz”dur. Kitapta İza, modern yaşamı, büyük şehir insanını ; annesi ise geleneksel yaşantıyı, köy insanını sembolize eder.Anne için hayatını kolaylaştıran her türlü yenilik onun esareti haline gelecektir. Ve anne büyük şehirde kendini “işe yaramaz” bir insan olarak görmeye başlayacaktır. Annesinin mutsuzluğu İza’da büyük bir hayal kırıklığı yaratır ve biz İza ve annesinin etrafında yirminci yüzyılın ikinci yarısında savaş sonrası büyük bir hızla değişen Macar toplumunda yaşanan kuşak çatışmasına Szabo’nun etkileyici anlatımıyla tanık oluruz. “Hatıralar kimseye aktarılmıyor maalesef” “ Ona kimse cevap vermedi, ölüler konuşmaz.” “ İhtiyarlar nesneye bağlanıyor, nesneler onlara gençlere olduğundan daha fazla şey ifade ediyordu.” “Iza annesini düşünüyordu ama onun yerine düşünüyordu, onunla birlikte değil.
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Bir Vacilando kitabının ilk sayfasını açtığımda bizi karşılayan “Yolculuğa hazır mısın?” sorusunu çok seviyorum. Okuru, kitabın büyülü dünyasına davet ediyor adeta bu soru. “Hazırım” diyor ve okumaya başlıyorum. Öznur Unat’ın Palaçinka kitabını,öncelikle adından dolayı okuma listeme eklemiştim. Palaçinka, herkesçe bilinen adıyla “krep” yani “Balkan akıtması”dır. 2023 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü alan kitap hemen hepsi hüzün barındıran dokuz öyküden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk öykü “Palaçinka”da, meyhanede geçmişi yaşayan bir adamın öyküsünü okuruz, bir tabak palaçinkanın iyileştirici gücünü hissederiz. “Ben, Datça Bir de Şerafettin”öyküsünde çalışmak zorunda olan küçük Şerafettin ve talihsiz kardeşiyle tanışırız. “Buruşuk Gömlek” öyküsünde Rumelili Cevahir Hanım için “Yokluğu varlığından daha çok yer kaplayan biricik hatırası” buruşuk gömleğin sırrını okuruz. “Ay Tutulması”nda sıra dışı bir çocuk olan Şeref’i ve talihsiz gelin Hatice ile karşılaşırız. “Nana”nın odasındaki bıçak Hatice Gelinin sırrını çözecektir. Ve Floyen Tepesi’nde de Sevan ve Zeliha’nın Norveç-Bursa arasında bir erik yaprağıyla mühürledikleri mektuplarını okuruz. Öznur UNAT’ın öyküleri hüzün öyküleri, mutsuzluk öyküleri, geçmişin tozlu raflarından bulup çıkarılan öyküler…Ama hepsi de hayallerine tutunup yaşadığını hissetmeye çalışan kahramanların öyküleri…
PalaçinkaÖznur Unat · Vacilando Kitap · 202552 okunma