"ÖTEKİ MEM"
"Öfke kibirden kaynaklanır, akla danışıp tavsiye almadan uyanır, yüreğin kasvetinden bir intikam kararlılığıyla doğar ve bunu akla onaylatır, bu da insanın ruhundaki erdemi harcayıp yok eder. Bu yüzden her zaman, her ihtiyaç duyduğunda akıl ve tecrübe sahibi birine danış."
Bazı kitaplar vardır, ilk bakışta tanıdık gelir ama sayfalar ilerledikçe başka bir evrene açılır. Tanıdık bir ezgiyle başlar: Memê Alan Destanı, ardından Ahmedê Xanî’nin ölümsüz eseri Mem û Zîn yankılanır kulağımızda. Ama çok geçmeden anlarız ki bu kitap, o bildiğimiz destanın “öteki” yüzünü, başka bir anlatım biçimiyle karşımıza çıkarıyor.
Ve bu kez bize anlatan, bildiğimiz bir yazar sesi değil. Gölge bir anlatıcı: Garzanî.
Doğu edebiyatının köklü damarlarından beslenen ama modern zamanların sorgulayıcı bakışıyla şekillenen bir anlatı: Kitap, klasik aşk ve kahramanlık öykülerine bambaşka bir gözle bakmamıza olanak tanıyor.
Yazar bu klasik metinleri birer kaynak olarak alıyor, onları çağdaş anlatı teknikleriyle harmanlıyor ve postmodern bir yeniden yazıma dönüştürüyor. Ortaya ise hem tanıdık hem de tamamen yeni bir metin çıkıyor.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, anlatıcının doğrudan yazar olmaması. Anlatıcı, Garzanî adını taşıyan bir “gölge karakter”. Geçmişin izlerini süren, olan biteni bugünün dünyasından çözümlemeye çalışan ve zamanı, mekânı aşan bir bakışa sahip. Bu sayede metin yalnızca bir anlatı olmaktan çıkar; aynı zamanda geçmişle yüzleşmenin, kültürel mirasla hesaplaşmanın ve kimliğin parçalarını yeniden birleştirmenin yollarını arayan bir yapıya bürünür.
Romanın merkezinde, Mağrip adında yedi dağın üstüne kurulmuş görkemli bir şehir yer alıyor. Bu şehir, üç kardeş – Ali, Ömer ve Elmas Bey – tarafından yönetiliyor. Ancak ardılları olmayan bu üç güçlü figür, bir