Zamanımda insanlara heyecan veren şeylerin izlerine rastladığım oluyor, sonra da derin bir kederle bu yeni hayatta kendimi yabancı, kesilip atılmış bir dilim olarak görüyordum.
Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya... Bu ruh yalnızlığı içinde bütün geçmişimi gözden geçiriyor, her şeyi en ufak ayrıntısına kadar hatırlıyordum. Geçmişim üzerinde düşünürken kendimi amansız bir titizlikle suçluyor, hatta bu yüzden bazen bana bu yalnızlığı bağışlayan alınyazıma şükran duyuyordum. Çünkü bu olmasaydı, ne böyle kendimi yargılayabilir, ne de geçmişimi bunca titizlikle inceleyebilirdim
Umutların gerçekleşmesi ne kadar imkânsızsa, hayalci de bu imkânsızlığı ne kadar fazla hissederse, o ölçüde inatla, safça bu hayallere dalar, bunlardan bir türlü vazgeçemezdi.
Sevgimle, okşamalarımla onu bir türlü yumuşatamadım: Çırpınıyor, ısırıyor, eti bir türlü elimden almıyordu. Yanında durduğum sürece, sabit, hırçın, keskin bakışlarını üzerimden ayırmıyordu. Yalnızlık, kötüm- serlik içinde, kimseye güvenmeden, kimseyle bağdaşmadan ölümünü bekliyordu.