Bütünlük, tamlık ve sağlık potansiyeli hepimizin içinde mevcut. Tıpkı hastalık ve uyumsuzluk potansiyelinin hepimizde var olduğu gibi. Hastalık bir uyumsuzluktur. Daha doğru bir ifadeyle, iç uyumsuzluğun bir ifadesidir. Hastalığı yabancı ve dışarıdan gelen bir şey olarak görürsek, neticede kendimize karşı başlattığımız bir savaşın ortasında kalabiliriz.
Kendi içimize dürüstlük, şefkat ve berrak gözlüklerle bakma yetisini kazanabilirsek, kendimize nasıl iyi bakmamız gerektiğini bulabiliriz. Böylece eskiden karanlıkta saklı kalmış olan özümüzü görebiliriz.
Bunaltan ve sıkıntı veren dış koşullardan kurtulmak çok önemli olmakla birlikte, bu ancak; önce kendimizi kökleşmiş inanç biyolojisinin hükümranlığından azat etmemiz halinde mümkün olabilir.
Birçok hastalığın kökeninde yer alan temel faktörlerden biri, bilinçaltındaki inançların tetiklediği aşırı stres yüküdür. İyileşmek istiyorsak hayatımızın çok erken safhalarında edindiğimiz inanç biyolojisini tersine çevirmek için katlanarak ilerleyen sancılı bir süreci başlatmak şart. Harici olarak uygulanan tedaviler ne olursa olsun, iyileştirici güç içimizde. İç ortamımızın değişmesi gerekiyor. Sağlığı bulmak ve tam anlamıyla kavramak için, bizzat kendi inanç biyolojimizin merkezine doğru bir seyahate, bir arayışa çıkmamız lazım. Bu da yaşamlarımızı yeniden düşünmek ve yeniden tanımak anlamına geliyor.