Kişi herhangi bir şeyin güdüsünde olduğu müddetçe özerklik imkansızdır. Rüzgarla savrulan bir yaprak misali, güdülenmiş insan da kendisinden daha güçlü kuvvetlerin kontrolü altındadır. Stresli yaşam biçimini kendisinin "seçmiş" olduğuna inansa ve hatta faaliyetlerinden keyif alıyor olsa dahi, özerk iradesi işlememektedir. Yaptığı seçimler görünmez bağlarla bir yerlere bağlıdır. Sadece kendi güdülenmişliğine karşı çıkamıyor bile olsa, halen hayır diyemeyen bir haldedir. Nihayetinde bu durumdan uyandığında kafasını Pinokyovari bir şekilde sallayıp "Kuklayarken ne salaktım," der.
... "pozitif düşünce" bizim gerçeklikle başa çıkabilecek kadar güçlü olmadığımız şeklinde bir bilinçaltı kaydına dayanmaktadır. Bu korkunun bizi ele geçirmesine izin vermek, bir çocukluk endişesini meydana çıkarır. Buendişenin farkında olunsun veya olunmasın, bu bir stres durumu yaratır.
İyileşmek için, negatif düşünme kuvvetini toparlamak da önemli. Negatif düşünce, "gerçekliği" gizleyen kasvetli, karamsarbir bakış açıdı değildir. Aksine, çalışmayan, işlemeyen şeyin ne olduğunı inceleyip ele alma iradesidir. Denge nerede bozulmuş? Neyi görmezden gelmişim? Bedenim neye hayır diyor? Bu sorular sorulmadan, dengemizi yitirmemize sebep olan stresler hep saklı kalacaktır.
Semptomların başlaması veya hastalığın teşhisi İnsanı iki yönlü bir sorgulamaya sokmalıdır: Bu hastalık geçmişi ve geleceğim hakkında bana ne söylüyor ve bu hastalığın gelecekte bana ne gibi bir yararı olur?