Burada kavramaya çalışılan husus; bağışıklık ile duygunun ortak fonksiyonlarıdır: Birincisi, kendine ait olmayana dair bir farkındalığa eşlik eden kendine ait olana dair bir 'farkındalık'; İkincisi, besleyici girdilerin takdir edilmesi ve tehditlerin tanınması; son olarak da, tehlikeyi sınırlandırma veya ortadan kaldırma becerisine paralel yaşam kalitesi arttırıcı etkilerin kabulü.
Kendimize ait olanı olmayandan ayırt etme yönündeki psikolojik kapasitemiz sakatlandığında, bu sakatlık fizyolojimize de yayılma eğilimi gösterir. Bastırılmış öfke, bozuk bağışıklığa yol açar. Duyguları etkili bir şekilde işleyip ifade edememek ve başkalarının ihtiyaçlarına hizmet etmeyi kendi ihtiyacını düşünmenin dahi önüne koyma eğilimi kronik hastalık görülen insanlarda ortak davranış biçimleridir. Bu başa çıkma tarzları psikolojik düzeyde sınırlarda bulanıklaşmayı, kendine ait olan ile olmayan arasında bir karmaşayı temsil eder. Aynı karmaşa hücreler, dokular ve vücudun organları seviyesinde de devam edecektir. Bu durumda bağışıklık sisteminin kapasitesi kendisine ait olanı başkasına ait olandan ayırt edemeyecek kadar karışır veya tehlikeye karşı savunma yapamayacak hale gelir.
Yapılması gereken temel ayrım kendisine ait olan ile olmayan arasındadır. Kendi sınırlarımın nerede başlayıp nerede bittiğini bilmiyorsam, potansiyel olarak tehlike arz eden bir şeyin sınırlarıma ne zaman tecavüz ettiğini de bilemem. Tanıdık olanla yabancı olan ve selim olanla zararlı olma potansiyeli taşıyan arasında yapılması gereken ayrımlar, kendisine ait olana ve olmayana dair doğru bir değerlendirmeyi şart kılar. Öfke hem yabancı ve tehlikeli olana dair bir tanımayı hem de ona karşı verilen bir tepkiyi temsil etmektedir. Bağışıklık sisteminin en başlıca ödevi de kendisine ait olanı, olmayandan ayırmaktır.
Çocuk veya ergen ile ebeveyn arasında rollerin değişimi, çok geçici değilse şayet, neredeyse her daim, yalnız ebeveynde patolojiye işaret etmekle kalmayıp çocuktaki patolojinin de sebebi olmaktadır. Bir ebeveyn ile rol değişimi, çocuğun tüm dünya ile ilişkisini bozar. Strese yatkın hale getirdiğinden, ilerideki psikolojik ve fiziksel hastalıklar için güçlü bir kaynak oluşturur.
Romatizmaya yakalanmış birçok insanın tipik özelliği, aşırı derecede sergilenen bir metanet, yardım isteme konusunda kökleşmiş bir dilsizliktir. Bu insanlar genellikle kahredici sıkıntılara sessizce göğüs gerer veya şikayetlerini duyulacak şekilde dillendirmez ya da semptom dindirici ilaçları kullanma fikrine karşı direnir.