Birçok çocuğa -ardından da sıkıntılı depresif veya fiziksel olarak hasta yetişkinlere- ömürleri boyunca sürdürecekleri bastırma biçimlerini öğreten şey "Annemin veya babamın beni mutlu görmesi gerekiyordu" şeklindeki basit formüldür.
Çocukken kendinizi üzgün berbat veya kızgın hissettiğinizde etrafınızda konuşabileceğiniz kimse var mıydı, bu kişi sizdeki negatif duyguları harekete geçiren kişi bile olsa? On yılı palyatif birimde olmak üzere çeyrek asırlık klinik çalışmaların boyunca kanser veya herhangi bir kronik hastalığı olan kimsenin bu soruyu evet diye yanıtladığını hiç duymadım.
İnsanların duygularını etkili bir şekilde ifade etmeyi öğrenmesi engellendiğinde, duygusal deneyimler zarar verme potansiyeli taşıyan biyolojik olaylara dönüşür. Söz konusu öğrenme çocuklukta gerçekleşir -veya gerçekleşmesi engellenir.
Bastırma, hayır diyememe ve kişinin kendi öfkesinin farkında olmaması, kişinin duygularının ifade edilmediği, ihtiyaçlarının görmezden gelindiği ve nezaketinin suistimal edildiği durumlarla karşı karşıya kalmasını çok daha muhtemel kılmaktadır. Bunlar kişi stres yaşadığının farkında olsun olmasın stresi tetikleyen durumlardır. Yıllar içerisinde tekrarlanarak ve çoğalarak, vücut dengesine(homeostazi) ve bağışıklık sistemine zarar verme potansiyeli yaratırlar.