Gülümserdi. Önce gözlerini, sonra da incecik gövdesini unuttum. Gülüşünü elimden geldiği kadar uzun bir süre aklımda tuttum, sonra, üç yıl önce onu da kaybettim. Biraz önce patron kadının verdiği mektubu alırken bu gülüş birdenbire geri geldi; Anny'yi gülümserken gördüğümü sandım.
Her istediğimizi yapabileceğimizi sandığımız anlar vardır, önden gidebilir, geri dönebilirsiniz, bunların önemi yoktur. Öte yandan, anların sıkıştığı, yeniden başlamanızın olanaksız olduğu ve atışımızın boşa gitmemesi gerektiği başka anlar da vardır.
Öyleyse serüven duygusu, zamanın geri çevrilmezliğinden başka bir şey olmamalı. Öyleyse, bu duyguyu niçin her zaman yaşamıyoruz? Yoksa zamanın geri çevrilmez olduğu anlar mı var?
Ansızın zamanın akıp gittiğini, bir anın ötekine, onun da bir diğerine götürdüğünü, her anın kaybolup gittiğini, onu durdurmaya kalkmanın boş olduğunu falan hissederiz. O zaman bu özelliği, anların içinde ortaya çıkan olaylara atfederiz; yani biçime ait olanı öze veririz. Şu durmadan sözü edilen zaman akışını pek görmeyiz. Bir kadın görürüz, ihtiyarlayacağını düşünürüz ama ihtiyarladığını görmeyiz. ara sıra kadını ihtiyarlarken göreceğimizi düşünür, onunla birlikte yaşlanacağımızı hissederiz: İşte serüven duygusu budur.