Esrarın kimyasına kapılmış olan bizler, gözyaşlarımıza kadar her şeyi izah ederiz. Oysa şu izah edilmez: Eğer ruh o kadar az bir şeyse, yalnızlık duygumuz nereden gelmektedir? Hangi mekanı işgal etmektedir? Ve nasıl bir hamlede, yitip giden muazzam gerçekliğin yerini almaktadır?
Tanrı bizim pasımızdır, cevherimize karşı duyarsız bozulmamızdır: İçimize girdiği zaman yükselmeyi düşünürüz, ama gitgide daha fazla ineriz; sonumuza vardığımızda Tanrı düşkünlüğümüzü taçlandırır ve işte o an hepten "selamete ermiş"izdir.