Nerede bize yol gösterecek ilkeler?
Yolu aydınlatıyor hangi bilgelikler?
Hem güzel hem de dehşetli bu fani dünya
Ademin sırtına sonsuz dert yükler.
Asla gerçekleşmeyecek tutkuların tohumları ekildiğinden
İyi, kötü, günah, ceza eksik olmamış peşimizden
Daima yolunu kaybetmişiz, çaresiziz biz
Bunları alt edecek irade çıkmıyor içimizden
Nerelerde, ne vaziyette başıboş dolanırsın?
Neyi kınar, arar durur ve hatırlarsın?
Belli belirsiz bir düş, zayıf bir yanılsamadır o
Şarabı içmeyi unutunca, böyle düşüncelere dalarsın
Bak bakalım şu bitmek tükenmez göğe!
Ufacık bir zerre süzülüyor orada öylece.
Bu dünya neden döner bilir misin?
Döner, dolanır, adeta yuvarlanır bencilce.
Nereye gidersem görürüm eşsiz kudreti.
Her diyardaki ve de her insandaki
İnsaniyetin aynılığını keifederim.
Bir ben miyim aykırı, bu dünyadaki?
Herkes yanlış anlıyor şu kutsal kelamı
Nasıl kullanacaklar bilmiyorlar bilgeliği ve aklı
Zevklerden men eder ve şarabı bıraktırırsın
Sen bilirsin, Mustafa. Ben sevmem yasakları.
Tanrıdan bile korkuyordum. Tanrı'nın sevgisine inanmıyor sadece cezalandıracağına inanıyordum. İnanç, bu sadece Tanrı'nın kamçısını yemek için boyun eğerek mahkeme kürsüsünde ilerlemek için gerekli bir şey gibiydi. Cehenneme inansam bile bir türlü cennetin varlığına inanamıyordum.
Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadele ile debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu.