Durgun, biraz asık suratlı kimselerdir. Yarın'ı, yani bugünün bir tekrarnı düşünürler; kentlerde her sabah yeniden ortaya çıkan tek bir gün vardır. Pazarları, bu tek günü az buçuk süslerler.Avanaklar! Güven dolu, kalın suratlarını göreceğimi düşündükçe tiksinti kaplıyor içimi. Yasalar yaparlar, bayağı romanlar yazarlar, çocuk yapmak budalalığına düşmekten kurtulamazlar. Ama o koskoca, ne idüğü belirsiz doğa, kentlerine girmiş, her tarafa, evlerine, bürolarına, kendilerine bile sızmıştır. Doğa kıpırdamaz, olduğu gibi durur; onlar, içleri dolduğu, doğayı soludukları halde farkında değillerdir. Kentin dışında, yirmi kilometre uzakta olduğunu sanırlar doğanın. Onu görüyorum ben, bu doğayı görüyorum. Baş eğişinin tembellikten geldiğini biliyorum; yasaları olmadığını da biliyorum, onun düzenliliği sandıkları şey... Doğanın alışkanlıkları var yalnız, yarın değiştirebilir onları.
Ona ne söyleyebilirim ki? Yaşama nedenleri diye bir
şey biliyor muyum? Ben onun gibi umutsuz değilim,
çünkü beklediğim fazla bir şey yoktu. Ben daha çok...bana verilmiş, hem de bir hiç için verilmiş olan hayat karşısında şaşırmış durumdayım. Başımı kaldırmıyorum.Anny'nin gözlerini görmek istemiyorum şu anda.
Ne düşünüyordu acaba? Her şeyden söz etmek ve her konuda kendisine son sözü söylemek hakkını veren şerefli geçmişini düşünüyordu tabii. Geçen gün düşüncemi sonuna vardırmamıştım aslında.Deney denilen şey, ölüme karşı bir savunma olmaktan fazla bir şeydi: Deney bir haktı, ihtiyarların hakkı.