Dünyayı çepeçevre dolaştıktan sonra, tam yola çıktığımız yere döneceğimizi biliyorduk yalnız. Kimbilir ne tehlikelerden sonra, arkamızda güvende bıraktığımız, şimdi artık hep önümüzde olacak yere dönecektik.
Altımda hızla uçan gemi, bir limana doğru gitmiyor, geride bıraktığı tüm limanlardan kaçıyordu sanki. Ölüm korkusuna benzer, yalın bir korkuyla sersemlemiştim.
Bu kitabında Prokopios, kendisi İstanbul yargıcı olduğu sırada geçmiş bir olayı anlatır: Propontis'te, yani Marmara denizinde, büyük bir deniz canavarı, önüne çıkan gemileri elli yıl boyunca batırdıktan sonra, yakalanmıştır. Ağırbaşlı bir tarih kitabında anlatılan bu olaydan kolay kolay kuşku duyulmaz. Uydurulmuş olması için de hiçbir neden yok. Prokopios, bunun ne biçim bir deniz canavarı olduğunu söylemiyor. Ama gemileri batırdığına göre ve daha başka nedenlerden ötürü, bu canavar olsa olsa bir balinadır - bana kalırsa da, bir güney balinasıdır. Bakın niçin: Ben uzun zaman, güney balinasının, Akdeniz'de ve ona bağlı derin sularda hiç bulunmadığını sanmıştım. Şimdi bile, bu denizlerde balinaların, toplu olarak bulunmadığından, belki de hiçbir zaman bulunamayacağından eminim. Oysa, son araştırmalara göre, yakın geçmişte Akdeniz'de, tek tük balinaların varlığı kanıtlanmıştır.
İnsanı delirten, içini kemiren ne varsa; her şeyin dibini kurcalayan ne varsa; içinde kötülük bulunan hangi gerçek varsa; sinirleri bozan, beyni cendereye sokan ne varsa; hayatta ve düşüncede iblisçe ne varsa; dünyada kötü diye ne varsa: çılgın Ahab bunların hepsini Moby Dick'te gözle görülür, üstüne saldırılır bir hale getiriyordu.