Ardımda bembeyaz, çırpıntılı dümen suları bırakıyorum. Soluk sular, o soluk sulardan da daha soluk yanaklar bırakıyorum geçtiğim her yerde. Kıskanç dalgalar kabarıp siliyor izlerimi. Silsinler; ben geçtim ya gene de!
Sıcak denizlerdeki balina seferlerinde, çoğu zaman yüce bir huzur içindedir yaşam. Ne bir haber duyar,ne bir gazete okursunuz; ikinci baskıların şişirme haberleriyle boş telaşlara düşmezsiniz; ne ev bark kaygısı kalır, ne iflas korkusu, ne paranın değerden düşme tehlikesi.
Ama ne büyük Washington, ne Napoléon, ne Nelson, hiçbir zaman aşağıdan gelen seslere karşılık vermeyecekler; güvertede şaşkına dönmüş insanların sorduklarına, öğüt isteklerine karşılık vermeyeceklerdir.
Bir insan kafaca ne denli üstün olursa olsun, aslında az çok bayağı ve aşağılık gösterişlere başvurmadan, başka insanları sürekli olarak buyruğu altına alamaz.
Bu da tuhaf. İnsan düşündü mü, her şey tuhaf bu dünyada. Ne var ki, düşünmek benim ilkelerine aykırı. Düşünmeyeceksin. Tanrının en birinci buyruğudur bu. On ikinci buyruğu da şu: Uyuyabildiğin kadar uyu.