BEN Ufaktım
. Yaşadığım bir şeye yetişkinle rin inanmadığını, annemin de yanılabilece ğini fark edince çok şaşırdım. Kendimi tuta mayıp uzun süre güldüğümü hatırlıyorum. Dokuz yaşındayhen insandan korktum. 6 Eylül1956'ydı. .. Annemle oturduğumuz evin hapalı kepenklerinin arkasından gizli ce gözetiediğimiz 50-60 kişi evimize saldı np saidırmamaya karar veremiyordu. Ney se hi o gün öğretmenimizin sınıfta hepimize beliettiği "Kıbns Türhtür" ibaresini bahçe de duran otomobilimizin üstüne beyaz tebe şirle yazmıştım. Gittiler. Başka yerleri yağ maladılar. Yatılı okula gittikten birkaç ay sonra he dimin öldüğünü öğrenince anladım yalnız lıktan, sevgisiziikten ölünebileceğini. Psikoloji bölüm başkanı tezimi öztürhçe leştirmemi istediği zaman, buna karşı hoy madım. Bir yerlere varabilmeh için habul lendiğim ilk otosansür buydu. Içindeki hi mi kelimelerin ne anlama geldiğini bilme diğim bir "bilimsel" tezim var şimdi. Hep de olacak. Stajyer olarak çalıştığım psihiyatri ser visinde yatan oğlunun ceplerini gizlice ha nştınrhen bulduğu haşhaşı servis şefine tit reyen ellerle teslim eden anne, akşam aynı profesörün kendi evinde bize aynı haşhaşı ihram ettiğini görmedi tabii, ama ben artık meslektaş olmuştum. 12 Eylül Darbesi'nden sonra, üniversite de kalabilmek için kimi sakalım kesti, ki mi eski akademik çalışmalannı gizledi. Ye ni düzene ayak uyduramayanlar teker te ker istifa etti. Biri de bendim. Boğaziçi Üni versitesi'nden aynldım. "Öğrencilerimi" öz lüyorum. Bir kez "torpil" yaptırdım-oğlum TC va tandaşı olabilsin diye. Hem de Atatürk'ten. Londra'daki TC Başkonsolosluğu'nda bana "Evli değilsin," dediler, "oğluna nüfus kağı dı veremeyiz. Üstelik soyadın Arapça; Soya dı Kanunu'na aykın. Nasıl alabildin bu so yadını?" Görevliye arkasındaki devasa Ata türk portresini işaret