Sinapslarımda binlerce sayfanın izi, zihnimde evrenin yasaları. Bilimin netliğine tutkun, derin bir keşifçiyim. Hayatı bir laboratuvar, zekayı ise en yüksek estetik form olarak görüyorum. Zihinsel bir uyuma hazır mısın?
Sevmeyerek baktığı bir şeyde güzellikler görmesi zordur insanın. Sevgiyle baktığında ise en sıradan şeylerdeki gizlenmiş güzellikleri görebilir. İnsan başkasını kıskanarak, kötülüğünü isteyerek bir yere varamaz. Yalnızca kendini mutsuz edebilir.
"Kişinin aklı bol olursa, zamandaki kıtlıktan ona bir ziyan olmaz. Kıtlığa rağmen, o aklının bolluğu sayesinde hoş yaşayabilir."
Bugün birçok insanın aslında pratik düşünmediği, plan program yapamadığı ve aslında çok da ihtiyacı olmayacak şeylere kendini meşgul ederek zamanı yitirdiği doğru değil mi?
Zülfü Livaneli’nin bu eserini "tarihi roman" kalıbına sokmak ona haksızlık olur. Bu kitap, bir harem ağasının gözünden anlatılan, insan ruhunun en karanlık dehlizlerine sızan sarsıcı bir psikolojik analiz.
Hikaye bizi haremin o klostrofobik koridorlarına hapsederken, iktidarın ne kadar tehlikeli ama bir o kadar da vazgeçilmez bir zehir olduğunu iliklerinize kadar hissettiriyor. Güce yakın olmak, bir engereğin gözlerine bakmak gibi; hem büyüleyici hem de her an öldürebilir.
Livaneli’nin dediği gibi tam bir "karanlıkla aydınlık arasında bir roman." Bir yandan olayların akışına kapılıp gidiyorsunuz, diğer yandan sürekli elinizde telefonla o dönemi, o kavramları araştırma gereği duyuyorsunuz. Sürükleyiciliği entelektüel bir merakla birleştiren nadir eserlerden.
Eğer gücün insanı nasıl dönüştürdüğünü, korkunun sadakatle nasıl yarıştığını merak ediyorsanız mutlaka listenize ekleyin. Bitirdiğinizde uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, sizi kendinizle de hesaplaştıracak bir başyapıt.