Sinapslarımda binlerce sayfanın izi, zihnimde evrenin yasaları. Bilimin netliğine tutkun, derin bir keşifçiyim. Hayatı bir laboratuvar, zekayı ise en yüksek estetik form olarak görüyorum. Zihinsel bir uyuma hazır mısın?
Bu kitabı bitirdiğimde hissettiğim tek şey; ağır bir duygusal yorgunluk ve içimde kalan o bitmemişlik hissi oldu. Şahika ve Feraye, bir kadının en büyük mücadelesinin yine kendi hayatı üzerinde söz sahibi olabilme savaşı olduğunu çok acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
Dürüst olmam gerekirse, kitabın başlangıcında hikâye beni hemen içine çekmedi, biraz mesafeli başladım. Ancak orta kısımlara geldiğimde ne olduğunu anlamadan kendimi olayların akışına kaptırdım ve sonrasını adeta soluksuz okudum.
Kitap boyunca beni psikolojik olarak en çok yıpratan şey; bir kadının kaderinin kendi ellerinde değil de, çevresindeki insanların kararlarında veya zorlu şartlarda saklı olmasıydı. Kendi hayatınızın sadece seyircisi olmak zorunda kalmanın o boğucu atmosferi beni gerçekten bitirdi.
Ancak bir okur olarak kalbimin bir köşesi buruk kaldı. Hikâye o kadar Feraye ekseninde son buldu ki, gönül bağı kurduğumuz diğer karakterlerin akıbeti gölgeler içinde kaldı. Şahika’nın o kadar fırtınadan sonra gerçekten huzuru bulduğunu görmek, Cemal ve Gülfem’in nihayet birleştiğine şahitlik etmek isterdim. Yarım kalan bu hikâyeler, zihnimde hala tamamlanmayı bekliyor.
Yine de tüm o hüzne ve yarım kalmışlıklara rağmen, bir dönemin ruhunu ve kadının toplumdaki zorlu yerini iliklerinize kadar hissettiren bir eser. Karakterlerin derinliği ve işlenişi hatırına mutlaka okunmalı dediğim kitaplar arasında yerini aldı.
Şimdiden keyifli, bol düşünceli okumalar dilerim!