Lacancı ölüm dürtüsü nosyonu, içimizde "ölmek isteyen" ya da ölüm ve yıkımı hedefleyen bir şeye işaret etmek şöyle dursun, bizatihi bir yaşam fazlalığına işaret eder.
“Psikanaliz semptomların yorumu olarak başlar. Ama bu semptomların kendileri de, farklı unsurların bir yorumu, bağlantısı, sentezi olduğundan, analiz çalısması aslında yorum-çözme çalışmasıdır. Bu bakımdan Laplanche in, (yöntem olarak) psikanalizin köküne kadar analitik karakteri üzerindeki vurgusuna katılmamak mümkün değil. Sentez daima bastırmanın tarafındadır. Freud'un rüyalar ve rüya yorumuna ilişkin esas keşfi, rüyalara atfedilen sembolizmi ve yorum için gerekli bir anahtarın var olduğunu reddedişidir. Serbest çağrışım çok farklı bir şeydir: Az çok tutarlı bir öyküyü parçalarına ayırır, unsurlarını tümüyle farklı doğrultulara götürür, yeni unsurlar katar, vs. Oysa sembolizm serbest çağrışımları susturur.
“Ödevler yapıldığı ölçüde ağırlaşır. Ödevimi ne kadar iyi yaparsam, o kadar az hakkım olur; ne kadar adilsem, o kadar suçluyum.
Freud'a göre ("içselleştirilmiş otorite" olarak) süperego, aynı zalimlikle hareket eder: Bir insan ne kadar erdemliyse, o kadar haşin ve güvensiz davranır; "öyle ki sonuçta kendilerine en agir günahkârlık suçlamalarını yöneltenler, azizlik yolunda en ileri noktaya ulaşmış kişilerdir".