“Deussen, Helenizmin temel özelliği olarak, Doğanın huzurunda duran Yunan'ın, düşünce ve eylemde, sahip olduğu o kendine has özgürlüğü alır. Ona göre, Yunan erken aşılanmış herhangi bir yanılgıyla yüklenmemiş olduğu gibi, herhangi bir kapalı dogmatik sistem tarafından da kısıtlanmamıştı; ve böylece rahat gözleri ve keşiflerini kabul etmeye açık duyularyla eşyanın doğasını kavrayabilmişti.
Şimdi, Yunan filozoflarının dogmatik önyargı ve ruhban zulümleriyle istisnai bir şekilde engellenmemiş olduğu doğrudur. Genel olarak dışa dönük bir riayetle tatmin olan bir toplum içinde doğacak kadar talihliydiler ve aklın, bizi özgür kılan hakikati arama içsel görevinin peşinden gitmesine izin verdiler. Fakat bu düşünce özgürlüğünün üzerinde durduğumuzda, buna başka bir yorum getirme yanılgısına düşmemeli ve Thales veya Anaksimandrosu, Âdem'in yaratıldığı günde olduğu gibi, arkasında hiçbir gelenek, eşyanın miras alınan bir şeması yokmuş gibi, masum gözlerini henüz hiçbir kavramsal yapıyla koordine edilmemiş saf duyu izlenimleri dünyasına açıyor olarak hayal etmemeliyiz.”