Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
“Kalahari çölündeki Buşman’ları duydun mu hiç? Onlara göre hayatta açlık çeken iki çeşit insan var. Açlık çeken insanlar, İngilizcedeki “hunger” kelimesiyle yani. Bir küçük açlık var, bir de büyük açlık. Küçük açlık, gerçekten fiziksel olarak aç olanlara deniyor. Büyük açlıksa hayatın anlamına aç olan kişi. Neden yaşadığımızı, tüm bunların manasını bilmek isteyen kişi.” Bir film önerisi, Beoning.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Background
“Fakat tüm bu formülleri ve âkideleri ortadan kaldırdığımızda ve doğaüstünü bir kenara koyduğumuzda, dünya ve kendimize dair tüm düşüncelerimizin özünde vazgeçilemez ve silinemez bir tasavvur çerçevesi kalır: Kendi yaratımımız olmayan bu çerçeve bize toplum tarafından hazır olarak verilir ve ne kadar orijinal ve cüretkâr olsa da tüm bireysel düşüncelerimiz bir kavramlar ve kategoriler kompleksi olan bu çerçeve içinde ve onun aracılığıyla hareket etmeye zorlanır. Etrafımızı saran ve bize yerli havamız kadar doğal ve kabul edilebilir gelen bu ortak kalıtsal tasavvur şeması, her şeye rağmen bize dayatılır ve entelektüel hareketlerimizi sayısız yolla sınırlar -hem de kesin ve karşı konulmaz bir şekilde, çünkü en basit anlamı ifade etmek için kullanmamız gereken dile içkin olduğundan, kendi başımıza düşünmeye başlamadan çok önce benimsenip özümsenir.”
Sayfa 106·Kitabı okudu
Aynı eseri de icra etseler, enstrümanlar akortsuz ise ortaya çıkan şey armoni değil, gürültüdür.
“Deussen, Helenizmin temel özelliği olarak, Doğanın huzurunda duran Yunan'ın, düşünce ve eylemde, sahip olduğu o kendine has özgürlüğü alır. Ona göre, Yunan erken aşılanmış herhangi bir yanılgıyla yüklenmemiş olduğu gibi, herhangi bir kapalı dogmatik sistem tarafından da kısıtlanmamıştı; ve böylece rahat gözleri ve keşiflerini kabul etmeye açık duyularyla eşyanın doğasını kavrayabilmişti. Şimdi, Yunan filozoflarının dogmatik önyargı ve ruhban zulümleriyle istisnai bir şekilde engellenmemiş olduğu doğrudur. Genel olarak dışa dönük bir riayetle tatmin olan bir toplum içinde doğacak kadar talihliydiler ve aklın, bizi özgür kılan hakikati arama içsel görevinin peşinden gitmesine izin verdiler. Fakat bu düşünce özgürlüğünün üzerinde durduğumuzda, buna başka bir yorum getirme yanılgısına düşmemeli ve Thales veya Anaksimandrosu, Âdem'in yaratıldığı günde olduğu gibi, arkasında hiçbir gelenek, eşyanın miras alınan bir şeması yokmuş gibi, masum gözlerini henüz hiçbir kavramsal yapıyla koordine edilmemiş saf duyu izlenimleri dünyasına açıyor olarak hayal etmemeliyiz.”
Sayfa 56·Kitabı okudu
“Din kendisini şiirsel simgeler ve mitsel kişilikler üzerinden ifade eder. Felsefe kuru soyutlama dilini tercih eder ve töz, neden, madde vesaireden söz eder. Fakat dışsal fark, aynı bilincin birbirini izleyen bu iki ürünü arasındaki içsel ve tözsel yakınlığı gizler. Felsefede açık bir tanım ve kesin ifadeye ulaşan düşünce biçimleri, mitolojinin akıl yürütmeyle geliştirilmemiş sezgilerinde zaten zimni olarak mevcuttu.”
Sayfa 38·Kitabı okudu