Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
“Göreme de, Tokalı Kilise'de, azizin yüzünü gördüm. Ona baktığınızda elinizde olmadan kendisine inanırsınız. Aynı şekilde, bir söz var ki dinlediğinizde elinizde olmadan doğru olduğuna inanırsınız.” (Gıorgıo Agemben)
Reklam
Kuşku bilgi değildir, ve kuşkuculuk kişisel ruhbilimsel nedenler zemininde kuşkuyu ilke yapan bakış açısıdır. Görgücülük "bilgi" dediği şeyin kaynağını deneyimde gördüğü için, bilgiye ulaşmasının olanaksızlığını ve "görgül bilgi" ile, olasılık ve tahmin ile yetinmesi gerektiğini kabul eder. Viyana Pozitivizmi de görgücü "bilgikuramı" dediği şeyi kabul eder. Ama böyle bilgiye dışsal kuramların bilginin ve bilimin doğasını kavrayamayacaklarını göremez. Bilmeden bilmek bu görgücülüğün ve onun bir türevi olarak olguculuğun karakteristiğidir. (Aziz Yardımlı)

Sina

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
2025 2. kitabı
Rene Guenon
6.2/10 · 51 okunma
“Brahmanların nazariyesinin eğitim meseleleriyle de çok geniş bir alakası vardır. "Okuma,"" der, Garuda Purana, "bilgelikten yoksun biri için köre ayna gibidir." Brahmanlar düzenlenmemiş bilgiye veya kişinin kendi emeğiyle kazanmadığı görüş ve kanaatlere kıymet vermezlerdi, hatta bunları maharetten yoksun zanaatkârların elindeki tehlikeli aletlere benzetirlerdi. En büyük önemi ve özeni karakterin gelişimine gösterirlerdi. Irsi yatkınlıklara dayalı maharet ve becerilerin çıraklık yoluyla kast içinde nesilden nesile aktarılması sağlanırdı. Fakat Brahmanların takip ettikleri yöntem modern ideallerden en çok bizim genellikle yüksek eğitimden anladığımız şey bakımından farklılık gösterir. Çünkü herkesin her türlü bilgiye ulaşabilir olması arzu edilir bir durum olarak bile düşünülmezdi. Eğitimin anahtarı kişilikte aranmalıdır. Öğretmeyi bir meslekten daha önemsiz gören öğretmen olmamalıdır (kimse “vedaları satamaz”) ve onu almaya hazır talebeyi buluncaya kadar hiçbir öğretmen bilgisini aktarmamalıdır ve bunun delili doğru soruların sorulmasında aranmalıdır.”
Sayfa 113·Kitabı okudu
“Bu büyük eğrinin üzerindeki yerlerine, yani ruhi yaşlarına göre, göze çarpan üç insan tipini tanıyabiliriz. Bunlardan ilki avam yahut ayaktakımıdır. Bunların zihni sürekli olarak "ben" ve "benim" düşüncesiyle meşguldür; peşinde olduklar tek şey kendilerini zorla kabul ettirmektir, fakat bir taraftan misilleme, kanun ve ölümden sonra ceza korkusuyla, diğer yandan aile sevgisi ve ülke sevgisinin ilk nüveleriyle dizginlenirler. Bunlar esas itibariyle Blake'in “Yiyiciler"i, Nietzsche'nin "Köleleri"dir. Bunları daha küçük, ama yine büyük bir düşünceli ve iyi insanlar kümesi takip eder. Bunların davranışlarını büyük ölçüde vazife duygusu belirler ama iç hayatları hâlâ eski Âdem ile yeni insan arasındaki çatışma alanıdır. Bu tip insanları bir yandan iktidar ve söhret tutkusu, az veya çok soylu ihtiras, diğer yandan hesap çıkar gözetmez insanlik sevgisi harekete geçirir. Fakat bunlar nadiren bütün-insanlardır ve bakış açıları hem özgeci hem dar ve bencildir. Büyük bunalım dönemlerinde bu insanlar hakiki tabiatlarını açığa vururlar ve görünenden ne ölçüde az veya çok ilerlemiş olduklarını gösterirler. Fakat bu özgürlüğü tatmaya başlamış olanların tümünün hâlâ kurallarla yönlendirilmesi gerekir. Son olarak çok daha az sayıdaki büyük adamlar—kahramanlar, kurtarıcılar, azizler ve avatarlar-gelir. Bunlar büyük bunalım dönemini kesinkes geçmiş ve huzura ulaşmışlardır veya en azından genel olarak ender rastlanan ve yanılgıdan uzak hayat görüşüne ulaşmışlardır. Bunlar Blake'in "Üreticiler"i, Nietzsche'nin "Efendiler"i, kendi sınırları içinde Brahmanlardır ve Üstüninsan ve Bodhisattva tabiatını paylaşırlar. Onların faaliyetlerini kurallar değil sevgileri ve bilgelikleri belirler. Onlar bu dünyada, fakat dünyadan değil, insanlığın çiçeğidir; onlar önderlerimiz ve öğretmenlerimizdir.”
Sayfa 110·Kitabı okudu