İstisnasız hepimiz zorlansak da, ama dibine kadar üzülerek geçiştirerek ya da geciktirerek, nereden bilebildiğimizi asla anlayamayacağımız bir şekilde kaybın ardından hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Yaşamın akışına kapıldığımız o anda,esasında yasın hareketsiz olmadığını, mola vermediğini, yeniden hep yeniden belirdiğini, kendini hep hatırlattığını, Sisifos gibi başa sardığımızı fark ediyoruz.
İşin garibi derin bir soluk alıp şöyle deyiveriyor insan
“Unutmamışım.”
Unutmadığımızı kendimize kanıtlama pratikleri yapmayı bırakmaktan da unutmaktan korktuğumuz kadar korkuyoruz.
Aklımız gidenin ölmek istemediğini söylese de kalbimiz artık bizimle yaşamadığı gerçeğini bilir.
Olmaması gereken bir şey olmuştur.
Ve biz bunu durduramamışızdır.