Kararsızlık içinde durup mutluluğunu seyrettim.
'Gördün mü Şüş, hayat bazen güzelmiş, öyle değil
mi?'
Öyleymiş.
Mutluluğunun bir ânını bile kaçırmamak için kapıya kadar geri geri gittim. Eşikte bir an durdum, sırf 'altın yürekli çocuk' deyişini duymak için.
"Peki Şüş, söyle bakalım, neler oluyor?"
"İnsanları çok sevmeyi sevmiyorum. Sevince de ölmelerinden korkuyorum."
"Sevdiklerinden çok ölen oldu mu?"
"Çok yok. Tek bir kişi var, bana hayatın sevgisiz hiç
bir anlamı olmadığını öğreten oydu."
Fakat ciddiyetimi, gözlerimin neredeyse dolu dolu olduğunu fark edince yüzü yumuşadı. Fayolle içimdeki yalnızlığı asla geçmeyen çocukla bir kez daha karşı karşıya geliyordu.
"İçlerinde sadece Portekizli olan babaya benziyordu.
Ama çok çabuk öldü, ben henüz altı yaşıma bile basmamıştım. Şimdi Maurice gibi bir baba istiyorum. Neşeli, hayatın hep güzel taraflarını gören."
"Kısacası düşlerdeki gibi bir baba."
"Bana yardım eder misin?"
"Neye yardım edeyim?"
"Hani beni mutlu görmek istiyordun? Umuda benzer şeylerle bir dünya kurmak için içime yerleşmiştin? Öyleyse, dinle. Bana yardım etmenin vakti geldi. Düşlerdeki gibi bir babaya sahip olmak istiyorum. Anlıyor musun?"