Rüzgârlı Meşe, yazarımız İsmail Alaca'nın okumuş olduğum dördüncü kitabıdır. Her biri birbirinden güzel kitaplara bir yenisini daha eklemiş yazarımız. Geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki geçişler gayet güzeldi. Konusu hüzünlü, anlatımı akıcıydı.
Bir annenin evlat hasretinin ardından ona olan düşkünlüğü sebebiyle dışarıdaki tehlikelerden onu korumaya çalışması ve maalesef ki koruyamaması, suçluluk duygusu ve kitabın sonu çok üzücüydü.. Fikret Bey ve Meryem'in huzur evinde yaşamış olmalarına ilk başta kızmıştım. Sonlara doğru huzur evinde kalmalarının asıl sebebini öğrenince onları hak verdim.. Kitapta bir güzel karakter de Madam Piaf O yaşa gelip de bu kadar neşeli olmak ne hoştu. Kitaptaki üzücü konuları az da olsa unutmamı sağladı ve yüzümde tebessümler oluşturdu :)
Tadı damağımda kalan çok beğendiğim bir kitap oldu benim için:)
Siz hep yazın İsmail Hocam:)
Başka kitaplarda görüşmek ümidiyle, okuma sevgisiyle sağlıcakla kalın
"Bence bütün ağaçlar annedir.
Budağını keser dikersin, büyür. Aşılarsın çoğalır. Sayısız hayvan ve böceğe yuva olur, karınlarını doyurur. Kuruyup ölürse odun olur, ısıtır. Ağaçlar bir anne gibi karşılıksız, hep kendinden verirler.
Ağaçlar da neden anne olmasın ki?"
"Cennet bazen sevdiklerinle olduğun yer olmayabilir. Bazen bir ev, bazen bir mezar, bazen denizin ortasında bir sandal, bazen de çiçekli küçük bir bahçe, bazen de yalnızlığındır cennet."