Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığını, hayatın bir anlamı, bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçekler tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu. Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı var mı, bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.
İnsanın geliri ne kadarsa ona göre bir gereksinim seviyesi oluşuyor, öyle bir yaşam standardı ortaya çıkıyordu. Bu gereksinimleri karşılamak, yaşam standardını sürdürmek hayattaki en önemli konu haline geliyordu.
“Peki, bu ülkede bir yurttaş hakkını nasıl arar?" Kestirme ve net bir cevap verdi:
"Arayamaz! Otuz yıl karara bağlanamayan ve bu yüzden katillerin zaman aşımından yararlandığı davalar olduğunu biliyor musun?”