Kendisi gibi garip bir kuş sandı arabalı vapuru,albayım. Uzak ülkesinin özlemiyle karşılık verdi ona. Hüzünlü bir çağırış sandı vapur düdüğünü. Ben de hüzünlüyüm,ben de hüzünlüyüm dedi bu kocaman,yüzen kuşa. Ben de karada yalnızım. Sinirlenme garip kuş.
İşte bu ahşap evimde,bir gece içinde olsa,seni barındırıyorum;bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmamın bir anlamı olur,sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır,zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı,çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı,en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.
Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde,insanlar çocukları bombalıyorsa,bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerlerde,başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa,bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı. Ve çocukların burunları bu kokuyu alır,ergen öfkesi olarak da geri verirdi. Ta ki burunları yetişkin uysallığıyla tıkanana kadar.