Cem Vardar

Kutsal şahsiyet ve ideal hükümdar
Aktarılması amaçlanan mesaj hem siyasi hem diniydi. Öncelikle-bazıları tarafından gasıp sayılan- Selahaddin'in iktidarını, onun kişisel faziletlerini ve uyruklarının iyiliğini, özellikle de İslâm'ın çıkarlarını düşünen, Sünniliğin savunucusu, Franklara karşı cihadı sürdürmenin tek yolu olan Müslümanların birliğinin mimarı gibi hükümdarlık vasıflarını öne çıkararak meşrulaştırmak gerekiyordu...Adil, dindar, cömert, barışın güvencesi, yoksullara iyi davranan, dulları ve yetimleri kollayan, etrafına ulemayı ve iyi memurları toplamayı bilen, Müslüman hukukuna ilgili, hak edenleri himayesine alan, kanaatkâr, yiğit, mücahid, kâfirleri mağlup eden, sapkın akımları ortadan kaldıran, İslâm'ı savunan, Allah'ın lütfuyla zafer kazanan, Kudüs'ü fetheden, uyrukları tarafından sevilen, ama kendinden çekinilmesini ve saygı duyulmasını da sağlayan sultan.
Sayfa 128 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Cem Vardar
Selahaddin sadece adil bir hükümdar olarak tasvir edilmez, merhameti nedeniyle de övülür. Yine İbn-i Cübeyr'in naklettiğine göre, "Birisinin kendisine karşı işlediği suçu affettikten şöyle der: 'Yanlışlıkla cezalandırmaktansa, yanlışlıkla affetmeyi tercih ederim'."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
...Evet sanki onlar diyorlar ki: "İnsana bu kadar kıymet ve ehemmiyet verilmesi nereden ve neye binaendir? Ve Allah'ın yanında mevkii nedir ki onun için kıyameti koparıyor?" Onlara cevaben Kuran-ı Kerim, bu âyetin işaretiyle diyor ki: "İnsanın pek yüksek bir kıymeti olmasaydı, semavat ve arz onun istifadesine mutî' ve müsahhar olmazdı. Ve keza insan ehemmiyetsiz olsaydı, mahlukat onun için halkedilmezdi. Eğer insan ehemmiyetsiz ve kıymetsiz olsa idi, o vakit insan mahlukat için halkolunacaktı. Ve keza insanın Hâlıkı yanında mevkii pek büyük olduğu içindir ki; âlem-i dünyayı kendisi için değil, beşer için; beşeri de ibadeti için halketmiştir. Hülâsa: İnsan mümtaz ve müstesnadır; hayvanlar gibi değildir. Onun için insan وَ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ cevherine bir sadef olmuştur. (Seb’-a Semavat) İşarat-ül İ'caz - 185
Din
Cem Vardar
هُوَ الَّذ۪ى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَم۪يعًا ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌ (Seb’-a Semavat) İşarat-ül İ'caz - 185
Katılanlar ve ayrılanlar
Selahaddin'in saltanatının sonuna doğru yeğeni ve çok sevdiği silah arkadaşı Takiyeddin'in oğlu el-Mansur'la karşı karşıya gelmek gibi tatsız bir sürpriz yaşadığını da görmüştük. Kuşkusuz bu defa isyandan çok, 20 yaşındaki genç bir adamın tecrübesizliğinden kaynaklanan bir beceriksizlik söz konusuydu. El-Mansur, Selahaddin'den babasının mirasının kendisine ait olduğunu tanıyan resmi bir yemin isteme -edepsizliğini demeyelim de- patavatsızlığını göstermişti. Selahaddin bunu, kendi ailesinin bir üyesinden geldiği için hiç tahammül edemediği bir meydan okuma işareti olarak algıladı. Müzakerelere doğrudan katılan ibni Şeddad şunları anlatıyor: Sultan aile içinde bu kadar karışıklığa yol açan el-Mansur'a çok kızgındı. Ailesinin hiçbir üyesi o güne kadar ondan korkmamış, yemin etmesini istememişti...
Sayfa 124 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Cem Vardar
Bu anlatı, Selahaddin'in direnişlerle nasıl bir diplomasi, ihtiyat ve siyasi gerçekçilik karışımıyla başa çıktığına gayet güzel ışık tutmaktadır. Zaman zaman öfkesine yenilse de devletlerinin çıkarı bunu gerektirdiğinde çevresinin tavsiyelerini dinleme, müzakere etme ve yeri geldiğinde kararlarından geri adım atma yeteneğine sahipti. Bu tavır sayesinde, yoluna dikilen birkaç iç krizi fazla gecikmeden boşa çıkarmayı bildi.
Katılanlar ve ayrılanlar
Selahaddin'in saltanatının sonuna doğru yeğeni ve çok sevdiği silah arkadaşı Takiyeddin'in oğlu el-Mansur'la karşı karşıya gelmek gibi tatsız bir sürpriz yaşadığını da görmüştük. Kuşkusuz bu defa isyandan çok, 20 yaşındaki genç bir adamın tecrübesizliğinden kaynaklanan bir beceriksizlik söz konusuydu. El-Mansur, Selahaddin'den babasının mirasının kendisine ait olduğunu tanıyan resmi bir yemin isteme -edepsizliğini demeyelim de- patavatsızlığını göstermişti. Selahaddin bunu, kendi ailesinin bir üyesinden geldiği için hiç tahammül edemediği bir meydan okuma işareti olarak algıladı. Müzakerelere doğrudan katılan ibni Şeddad şunları anlatıyor: Sultan aile içinde bu kadar karışıklığa yol açan el-Mansur'a çok kızgındı. Ailesinin hiçbir üyesi o güne kadar ondan korkmamış, yemin etmesini istememişti...
Sayfa 124 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Cem Vardar
El-Mansur, sultanın kendisine kızgın olduğunu öğrenince ,el-Adil'e bir elçi gönderip onu sultanla barıştırmak için araya girmesini ve iki toprak parçasından birinin, ya Harran, Urfa ve Samsat'ın ya Hama, Menbic, Selamiyye ve Marretün- numan'ın, kardeşlerinin de kefaletiyle ona bırakılmasını sağlamasını istedi. EI-Adil konuyu Selahaddin'in yanında birçok kez gündeme getirdi ama Selahaddin hiç bir şey duymak istemedi ve onayını vermedi. Bütün emirler var güçleriyle aracılık yaptılar, böylece Selahaddin'in cömert ruhu sonunda sarsıldı. [..] Daha sonra el-Adil imzalı bir belge istedi, sultan da bunu vermeyi reddetti ve el-Adil ısrar edince,sultan 29 Rebiyülahir 588'de [14 Mayıs 1192] ahit metnini yırtıp attı. Anlaşma artık geçersizdi, tartışma da kesilmişti. ikisi arasında bizzat aracılık yaptım. Ama sultan, yeğeninin oğlunun kendisine bu şekilde hitap etmesinden duyduğu öfkeyi yenemiyordu.[...] El-Efdal gittikten sonra, el-Adil durumu uzun uzun tartışılan Takiyeddin'in oğluna karşı sultanın hiddetini yatıştırdı. Selahaddin beni bu durumu el-Adil'in hizmetindeki emirlerle tartışmam için gönderdi. Ben de onları el-Adil'in huzurunda topladım ve görevimin ne olduğunu izah ettim. Emir Hüsameddin Ebül'l-Heyca şu cevabı verdi: "Biz onun hizmetkarları ve köleleriyiz, halbuki diğeri sadece bir çocuk. Belki de korkusundan ötürü başka bir tarafla ittifak kurmuştur. Ama hem Müslümanlarla hem kâfirlerle aynı anda savaşamayız . Eğer sultan Müslümanlarla savaşmamızı istiyorsa, kafirlerle barış yapsın, bu bölgelerin üzerine yürüsün, biz de onun komutası altında savaşırız. Yok eğer [kâfirlere karsı] savaşı sürdürmemizi istiyorsa, o zaman Müslümanlarla barış yapmalı ve hoşgörülü davranmalıyız." O zaman sultan geri adım attı ve Takiyeddin'in oğlu için ahit metninin yeni bir nüshasını yazdığımda, sultan buna uyacağına yemin etti ve üzerinde anlaşılan koşullara mührüyle kefil oldu.
Katılanlar ve ayrılanlar
Belli sayıda Mısırlı emir de Selahaddin'e katılmayı seçmişti. Fatımî ordusunda 1170'li yılların başında yapılan, özellikle siyahların ve Ermenilerin kurban gittiği tasfiyelere rağmen, Selahaddin en değerli subayları yanında tutmakta hiç duraksamadı. Örneğin ölen vezir Şaver'in yakınlarından Şems'ül Hilafe 1170'te yukarı Mısır'da Selahaddin'in ağabeyi Turanşah'ın yardımcılığına atandı. İskenderiye'nin eski valisi, şehri Şirkuh'a ve Selahaddin'e teslim eden İbn-i Masal, 1174'te Fatımî komplosunun boşa çıkarılmasına yardım edenlerden biriydi. Selahaddin ona çok şükran duymuş olmalı çünkü 1178'te öldüğünde şöyle haykırmıştı: "Bir daha asla onun gibi bir dost bulamam!"...Ama en önemli katılım hiç kuşkusuz Ermeni asıllı azatlı, donanma komutanı Hüsameddin Lü'lü'nün katılmasıydı. Selahaddin donanmasının komutasını ona verdi. Franklara karşı Kızıldeniz'de kazandığı zaferle ünlendi ve daha sonra kuşatma altındaki Akka'ya yardım için Mısır'dan gönderilen donanmaya da o komuta etti. Akka 1191'de düştükten sonra, askerî hayattan çekildi ve kendini hayır işlerine verdi. Özellikle de Kahire'nin çok sayıda yoksulun yaşadığı güneyindeki el-Kerafe Mezarlığı'nda yiyecek dağıttırıyordu. Her gün 12 bin ekmek dağıtılırken, bu sayı fiyatlar yükseldiğinde iki katına çıkıyordu.
Sayfa 121 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Cem Vardar
Ailesinin ve dostlarının desteğine güvenmek ayrı, devrik Fatımî Hanedanı'nın ve Nureddin'in meşru vârisinin hizmetindekileri kendine bağlamak ayrı bir şeydi... Selahaddin gerek Suriye'de gerek Cezire'de Nureddin'in eski emirlerine karşı aynı açılım politikasını izledi. Ne zaman fırsat bulsa, ilk başta kendisine karşı çıktıklarını hiç yüzlerine vurmadan, onları yanına almayı teklif etti ve en çok ayak direyenlere karşı da genellikle çok sabırlı davrandı.